Kategoriler
Güncel Haberler

Terör Örgütlerinin Eylemleri Neden Engellenemiyordu?

Sahi Büyük Oyun Neydi?

15 Temmuz öncesinde, – FETÖ’nün bütün faaliyetleri deşifre olmuş muydu?

– Terör örgütlerinin eylemleri neden engellenemiyordu?

– Uluslararası anlamda yaşanacak krizlere neden önceden tedbir alınamadı?

Sorular yerindeydi ve izaha muhtaçtı.

Bu soruların cevaplarını 15 Temmuz sonrasında hepimiz izleyerek öğrendik. En kritik noktalardaki bazı kişilerin aslında devlete hiç çalışmadıklarını gördük.

İstihbarat çalışmasını yapacak veya önleyici tedbirler alacak kişilerin bu görevlerini bırakın layıkıyla yapmayı örgütlerle işbirliği içine girdiği mahkeme kayıtlarına girdi.

Bu derin konuyu tartışırken yaptığımız en önemli hatalardan biri de, İstihbarat faaliyetlerini yalnızca bir kurumun yaptığını ve onun şekillendirdiğini düşünmektir. İstihbaratın tek merkezde toplanmasıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Ancak bunun gerçekleştiğini söylemek oldukça iddialı bir söylem olur.

Çünkü istihbarat faaliyetleri basit anlamda cari (anlık) ve stratejik  istihbarat olarak ikiye ayrılır. Cari istihbarat faaliyetlerini farklı merkezlerden yürütüp tek bir havuzda toplayarak başarıya ulaşabilirsiniz. Stratejik istihbaratta ise yalnız olamazsınız. Devletin bütün istihbarat kurumlarıyla ortak hareket etmek zorundasınızdır. Peki bu nasıl olacak? Elbette siyasi otoritenin size bir gelecek vizyonu çizmesi ve direktif vermesi ile…

Türkiye’nin anlık istihbaratta başarısızlığının sebeplerini üç ana başlıkta toplamak gerekir;

1-) İstihbarat faaliyetini icra edecek kişilerin bazıları terör örgütü üyesiydi.

2-) Kurumlar arası çekişme sonucunda meydana gelen körlük.

3-) Bilgilerin istihbarata dönüştüğü noktadaki tecrübe eksikliği.

Türkiye’nin cari olarak yaşadığı her olay aslında başka bir istihbarat biriminin bize dayattığı stratejik hedefin sonucudur. Bu nedenle büyük resmî gören gözlere ihtiyaç vardır. Normalde cari istihbaratı günlük bir olay olarak değerlendirdiğinizde stratejik istihbarata bilgi aktaramazsınız. Çünkü  cari istihbarat stratejik istihbaratı besleyen en önemli kaynaktır. Bu nedenle stratejik istihbaratta çalışmış olanları cari istihbaratta çalıştırmak bazen büyük avantaj oluşturur. Geneli bilen özelde ihtiyacı daha kolay kavrar. Türkiye’nin en büyük sorunu bomba düzeneginden çok bombaların neyi hedeflediğine eğilmemesidir.

Türkiye bütün zor süreçleri maalesef bu kripto yapı ile sürdürmek zorunda  kaldı. Geçmişte görev yapan bakanların FETÖ yapılanmasının sayısal büyüklüğü ile ilgili açıklamaları ortada iken tekrar bir rakam söylemeye gerek yok. Her şey net ve açık olarak ortadadır.

Normal hayatta dahi güvenlik ve yargı bürokrasisinin hataları da çoğunlukla istihbarat kurumlarına kesilir. Bunun en büyük örneği Reyhanlı patlamasıdır. MİT patlamayı önceden bildiriyor, polis soruşturma için savcılığa başvuruyor ama savcılıktan izin çıkmayınca patlama gerçekleşiyor. Bu söylediğim olayın bütün detayları şu anda iddianamede yer alıyor ve hatta izni vermeyen o savcı FETÖ’den dolayı meslekten ihraç edildi.

Gelelim uluslararası arenanın istihbarat örgütleri üzerindeki etkilerine. Türkiye’ni

NATO’ya girmesinden sonra yaşanan olayların seyrine baktığınızda istihbarat kurumlarının seyrini de çok net olarak görebilirsiniz. Oradaki dalgalanmalar ve siyasi değişimler birebir istihbarat kurumlarını da etkilemiştir. Bazen manipüle edilerek, bazen siyasi baskı kurularak, bazen de başarısız olması için uğraşılarak istihbarat biriminin bağımsız çalışması engellenmiştir.

Dev bir organizasyonun içinde yer alıp bağımsız politika üretmek istiyorsanız milletin bu bağımsızlığı destekleyecek faaliyetler içinde olması gerekir . Manipüle edilen devletlerin istihbarat birimleri de aynı şekilde etkilenir. Siz tek başınıza direnemezsiniz.

Ayrıca MİT’in neden terör örgütlerine sızamıyor (sızmıyor) sorusunun cevabı da yukarıda saydığım nedenlerin bütününde yer alıyor.

Büyük oyunlar dönemlik çözümlerle değil kalıcı değişimlerle bozulur. Türkiye’de kurumların tehdit algısı birbirinden farklı olursa istihbarat kurumları yalnızca konuşmakla kalır.

İstihbarat icra yeri değil önleyici bir mekanizmadır .

 Büyük önlemeyi ise 10 yıl sonra yaşanacak soruna çözüm üretmekle başarır.

***

Yıllardan beri bize doğru ve zamanında bilgi aktarmak için yoğun mesai harcayan Genelkurmay Basın Halkla ilişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü emekliye ayrıldı. Günün hangi saati olursa olsun aradığımızda  bize göstermiş olduğu sabır ve anlayış için hem bir basın mensubu olarak hem de eski bir asker olarak teşekkür ediyorum. Emeklilik hayatında uzun ve sağlıklı bir ömür diyorum.

Kaynak
Kategoriler
Güncel Haberler

Güneydoğuyu Anlamak Mete YARAR

Nusaybin Üzerinden Güneydoğuyu Anlamak

Mete YARAR
Mete YARAR

Çatışma süreci uzadıkça eleştirilerin başlaması kaçınılmaz bir gerçektir. Eleştiri bir çok durum için olumlu bir yönde düzeltmeye yolda açabilir. Kamuoyunun ilgisinin soruna çekilmesi ve karar vericilerin ilgisinin de soruna daha fazla odaklanmasına yol açabilir.

Bugün Güneydoğuda yaşananlar için ise bu faydanın çokta geçerli olduğunu söylemeyeceğim. Çünkü eleştirmek için öncelikle şeffaf bir bilgiye ve teyit etme mekanizmasına sahip olmamız gerekmektedir. Bugün ise devletin verdiği operasyon bilgilerinin dışında saha içinde yaşanan sorunlarla ilgili yeteri kadar bilgi sahibi değiliz.

Toplum da bu tür bilgileri ya bir yakınım söyledi tarzında dedikodu çarkından yada sosyal medya hesaplarından veya terör örgütlerinin kullandıkları sahte internet siteleri üzerinden öğrenmeye çalışmaktadır.

Bu gruplar yalan haberin boyutunu öyle abartıyorlar ki Kandil’deki terör örgütü mensupları bile rahatsız olabiliyorlar. “Yüksek ovada kimyasal silah kullanıldı “ iddiası için,  yaptığınız haberler yüzünden inandırıcımız kayboldu diye telsiz üzerinden açık mesajlar bile verebiliyorlar.

İşin ilginç yanı Kandil bile itiraz ederken , bazı kişilerin bu haberleri doğru kabul edip nefret söylemi üretmeye devam etmesidir.

***

Bugün, Güneydoğuyu gündem belirlediği için Nusaybin üzerinden okumaya çalışıyoruz.  Oradan geldiğine inandığımız bilgileri sosyal medya hesapları üzerinden yayarak da faydalı olduğumuzu düşünüyoruz. Evet sosyal medya hesapları hem savcı hem hakim hem de cellat olabilir ama devlet çarkı öyle çalışmıyor.

Bugün gelinen noktada karar vericilerin sosyal medya hesapları üzerinden bir karar veriyorlar algısının oluştuğu düşünenler varsa oldukça yanılırlar. Özellikle balyoz ve Ergenekon davaları sırasında o sosyal medya hesaplarının nasıl çalıştığı konusunda oldukça bilgi sahibiler. Özellikle TSK bu konuda oldukça tecrübelidir. O sitelerin kaç kişinin intiharına yol açtığı kaç kişinin geleceğine mal olduğunun farkındadır.

***

Nusaybin üzerinden de ders çıkarmaya çalışırken bunu sosyal medya üzerinden değil sahadaki elemanları üzerinden yapmaktadır. 2 nci Ordu komutanı dahil olmak üzere bir çok komutan Nusaybin Müşterek Ortak Harekat Merkezinde bulunmaktadır. Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere komuta kademesine sahadan direk ulaşılarak sorunlar aktarılabilmektedir. Yerinde inceleme yapılarak da gerekli müdahale yapılmaktadır.

İşin doğası gereği meskun mahalde son karar verici makam sokağa girecek unsur komutanı , bombayı etkisiz hale getirecek bomba imha uzmanı veya tankın içindeki tank komutanıdır. Bugün gelinen nokta ise aynen budur. Tek gerçek olan şeyde onların verdikleri kararlardır. Üst komuta heyeti bir nihaiyi karar verici gibi davranmak yerine işi kolaylaştırıcı bir seviyede kalmayı tercih etmektedir.

***

Evet herkes Nusaybin üzerinden güneydoğuyu anlamaya çalışıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ise bütün eğitmenlerini sahaya göndererek bu işi pratikten kağıt üzerine aktarıyor. Hiçbir NATO ülkesinin başına gelmeyen bir durum hakkında geleceğe hazırlık yapıyor.

İçişleri Bakanlığı da son dönemde yapmak istedikleri çalışmalarla bu konuya farklı bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor.

Lawrence yıllar önce bu durumlar için  “ çorbayı bıçakla içmeye benzer” diyerek işin doğasının zorluğunu anlatmaya çalışmıştır. Maalesef onun anlatımı bile yeterli değildir. O yabancı topraklar için bu örneği vermiştir. Eğer bu işler birde kendi topraklarınızda ve halkınızı koruyarak yapmak zorunda kalırsanız iş o zaman “ çatalla çorba içmeye” dönmektedir.

İşimiz zordur ve seçici bir şekilde sosyal medya hesaplarını takip etmek zorundayız. Bize düşen doğru bilginin yayılmasını sağlamaktır. Çünkü şuanda ikinci bir savaş kendi bilgisini aktarmak isteyen gruplar tarafından yapılmaktadır.

Evlatlarımızın fedakarlıklarını kıymetlendirmek ve onları onurlandırmak, bizlere yalnızca bir tık mesafede.  Nusaybin üzerinden Güneydoğuyu anlamaya bir katkınız olsun.

Lütfen doğruyu kıymetlendirin.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Sırp Keskin Nişancı Mete YARAR

Yabancı Lejyonerler

Sırp keskin nişancı Cizre’de yakalandı.

Bu haberin sosyal medya ve yazılı basında çıkmasından sonra herkesin tartıştığı konu sanırım bu oldu. Tartışmamızın ana mihveri ise asparagas haberlere doğru kaydı. Keskin nişancının milliyeti üzerinden soru soran, hatta kaç para aldığını merak eden bir grup oluştu. Bir kısım ise yakalandıysa bu şahsın nerede olduğunu sordu.

Mesele o kadar ağır ki aslında buradan asparagas haber çıkarmayı nasıl başarabiliyoruz onu bile anlamıyorum. Gün geçmiyor ki şehit ve gazi haberi gelmesin, gün geçmiyor ki bir yerde bomba patlamasın. Yüzbinlerce insan evlerini terk etmiş, dönecek bir evleri bile kalmamışken hala keskin nişancının milliyetine takılanlara tam bir yanıt vereyim ki gerçek haberlere dönebilelim.

Merak edenler için açıklayalım; yakalanan bir Sırp keskin nişancı yok. Ama suçüstü yakalanan onlarca yabancı menşeli faaliyet var. İşin kriminal ve asparagas kısmından kurtulup katili merak eden gerçek insanlar için açıklama yapmakta yarar var.

Evet. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şehir yapılanmasının eğitim aldığı merkezler Suriye’de ve eğitim verenlerin bir kısmı bu toprakların çocukları değil.

Evet. PYD ve YPG üzerinden ciddi bir istihbarat yardımı PKK’ya yabancı devletlere ait birimler tarafından sağlanıyor.

Evet. IŞİD ile mücadele kapsamında PYD’ye yabancı ülkeler tarafından verilen silahların büyük çoğunluğu Türkiye’ye geçmiş durumda ve çatışma ortamında kullanılıyor.

Evet. PKK, PYD üzerinden IŞİD’le mücadele eder gösterilerek uluslararası toplum tarafından bir kahramana dönüştürülmüş durumda .

Evet. PKK ve PYD, Suriye politikasında yabancı güçler tarafından önemli bir aktör haline dönüştürüldüğünden Türkiye içinde de kendisini daha güçlü konumda hissedebiliyor.

Evet. Beyaz Saray’da yapılan bilgilendirme toplantılarında en fazla konuşulan konulardan biri PYD ve Türkiye olduğundan örgüt de kendini uluslararası toplumun bir parçası olarak görebiliyor.

Evet. Türkiye’deki terör faaliyetleri yabancı bir üst akıl tarafından koordine ediliyor ve yönlendiriliyor.

Evet. Barikat sistemleri ve el yapımı patlayıcı düzenekleri, ayrıca savunma biçimleri yabancı uzmanlar tarafından organize edilmiş gibi gözüküyor.

Evet. Bir Sırp keskin nişancı yakalanmamış olsa da bölgede başka yabancı ülkelere ait keskin nişancı olduğu istihbarat tarafından tespit edilmiş durumda.

Evet. Çatışmalarda etkisiz hale getirilen teröristlerin bir kısmı komşu ülke vatandaşları.

Evet. Hala ülkemize kesintisiz şekilde silah ve mermi sevkiyatı devam etmekte. Bu düzeyde sevkiyatın yabancı bir ülke olmadan gerçekleştirilmesi mümkün görülmemekte.

Bu kadar net bilgi verdikten sonra hala “yakalanan bir Sırp keskin nişancı var mı?” diye soran olacak mı bilemem ama “bunlar için belgeniz var mı?” diyen olacaktır.

Ben de asparagas haber peşinde koşmayan vatandaşlarımız için tekrar açıklayacağım. Evet belgesi vardır. Belgeyi arayanlar yıkılan şehirlerimizde, şehitlerimizin ve gazilerimizin kanlarında, evsiz kalan vatandaşlarımızın gözlerindeki yaşlarda ve adliye depolarında adli emanete alınan silah ve mühimmat listelerinde görebilir.

Yok hala belge var mı diye soranlar olursa, demokrasi götürmek iddiasıyla gittikleri ülkelerde geride öksüz, yetim ve vatansız bıraktıkları çocukların anlattıkları hayat hikayelerini dinlemelerini tavsiye ederim.

Bu kadar açıklama üzerine hala “Sırp keskin nişancı var mı?” diye soranlara ise, ‘haydi başka kapıya’ demek geliyor içimden. Siz başka kapıya gidin ki, biz sorunu konuşmaya başlayabilelim.

Not: Sizlerle inşallah bundan sonra pazartesi ve perşembe günleri bu köşede beraber dertleşeceğiz. Tek taraflı bir monolog gibi gözükse de ben sizin sesiniz olduğumu hiç unutmayacağım. Hoş geldiniz.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

PKK’nın Suikast Listesinde İlk Sırada Kim Var Mete Yarar

Hayat isterse insana hikaye de, masal da, isterse roman da yazdırır. Aslında hepimiz aynı şekilde teste tabii tutuluruz; kimimiz bundan ders çıkarır roman yazar, kimimiz ise masaldaki gibi dere tepe düz gider dönüp baktığında ise sadece bir arpa boyu yol gittiğinin farkına varır. Hayat yaşadıklarımızdan ders çıkartanlarımız için daha anlamlıdır. Bu dersi çıkarmak içinde illa ki bizlerin yaşaması gerekmez, başkalarının yaşadıklarından da anlamlı mesajlar alınabilir.

Bazen ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı da ayna gibi olan insanlar bize öğretir. Kendimizi görmek için nasıl durgun suya bakıyorsak ruhumuzu görmek içinde  karşılıksız vermeyi başaran ruhu temiz insanların gözlerinin içine bakmak gerekir.

Dervişlerin neden kendilerini bulmak için çok gezdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Kendini bulmanın son demi sanırım doğru insanların gözünün içine bakmak.

Meslek icabı çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Görev yaptığım dönemde de öyle fedakar insanlarla tanıştım ki onlar bana yerimi hep hatırlattı. Benden kıdemli bir abimle uzun bir görev yürüyüşüne çıkmıştım. Onlarca kilometreyi dağda yürüdükten sonra merkeze beraber dönmüştük. Gerekli kontrolleri yaptıktan sonra onlarca saat ayağımıza yapışan botları çıkarmaya başlamıştık. Kendi botumu çıkardıktan sonra bir anda gözüm abimin sol ayağının tabanına takıldı.

-abi ayağın diyebildim. Ayağının altı bir santim kalınlığında bir kan kütlesi ile kaplanmış ve ödem yapmış dedim.

Başını hafifçe aşağıya doğru eğdi ve ayağının tabanına baktı. Eliyle tabanına dokunup bana döndü.

-Mete , ayağımın tabanını hissetmediğim için bu devamlı oluyor dedi. Yıllar önce topuk kopartan mayınına bastım. Ayağımın tabanını o yüzden hissetmiyorum dedi. Uzun yürüyüşlerde tabanımı hissetmediğim için bu ayağımın üzerine daha fazla basıyorum ve daha fazla hasar meydana geliyor dedi. Diğer ayağının altındaki su toplayan yerlerle ilgilenmeye başladı.

Bir anda ayağımın altındaki yaraların hiçbir anlamı kalmadı, tekrar çorabımı ve botumu giyip odadan çıktım.

Görevden ayrıldıktan sonra Sınırsız ve Şahit Olun programları  için Güneydoğu Anadolu bölgesini tekrar gezdim. Bir derviş misali o temiz yürekli insanların gözlerinin içine baktım. Bir kez daha yazılacak onlarca roman olduğunun farkına vardım. Bitmeyen bir kitap misali hayat bizi terbiye etmeye devam ediyor dedim.

Şehirleri gezerken hem askerin hem polisin hem de o çatışma bölgelerinde yaşayan insanların gözlerinin içine bakma onuruna eriştim. Aslında bir müddet sonra kafamı kaldırıp onların gözlerinin içine bakamadım.

Şırnak’ta adını vermeyeceğim bir güvenlik görevlisi ile tanıştım. Başından itibaren alçak gönüllü davranışlarını ve gözü kara cesaretini gördüm. Ben ordayken de çoğu kişinin göze alamayacağı işler yaptığını fark ettim. Ben bölgeden ayrıldıktan sonra da yaptıklarını uzaktan takip etmeye çalıştım.

Her çatışmada ilk safhada olduğunu , başkalarının yara diye rapor alıp gittiği yaralanmalarda kendini tedavi edip göreve devam ettiğini gördüm ve duydum. Son altı aydan beri kaç defa yaralandığı ben bile sayamadım diyebilirim. Bir çoğunu zaten yaralanma saymadığı için tedaviye bile gitmiyordu.

O ve arkadaşları çatışma alanında ya ilk var olanlar ya da ilk gelen takviye ekibi içindeler. Mayına basan  veya roket atılan araçlardan yaralıları da şehitleri de ilk çıkaran çoğunlukla o ve ekibi oluyor. Yaralıları çıkartırken de saatlerce çatışan yine hep  onlar..

Bu kadar gözü kara bir ekip lideri olunca da PKK terör örgütünün suikast listesinde ilk sıraya yerleşiyor. Ankara durumu fark edip kendisini hemen başkente acil kodlu mesaj ile alıyor. İşte gerçek bir liderden bekleneni tekrar yapıyor.

Ankara’ya gidiyor ama yeni atandığı rahat masasına oturmak için değil, araya torpil koyup atama emrini iptal ettirmek için . İki gün uğraştıktan sonra Ankara’dakileri ikna edip tekrar görevinin başına dönüyor. Şimdi O ben bu yazıyı yazarken yine ismini bilmediğim bir mahallede ekibiyle beraber çatışıyor.

Diyarbakır Sur’da gözünün içine bakamadım ama yüreğinin büyüklüğüne şahit olduğum bir vatandaşımızdan da bahsetmeyi görev kabul ederim. Sur’daki barikatların kurulmaya başlandıkları ilk günlerde PKK terör örgütü kendisine biat etmeyen ailelerin evlerine saldırmaya başlamıştı. Onlarca aile evlerinden alabilecekleri malzemeyi alıp kaçar gibi gitmişlerdi. Kalan ailelerin evleri önce silahla taranmaya ve yakılmaya başlanmıştı.

Bir gece 155 polis hattı arandı. Telefondaki ses evlerinin etrafının terör örgütü mensupları ile sarıldığı ve ateş altında olduklarını ve  evlerinin molotoflarla yakılmak istendiğini söylüyordu. Çocuklarını ve eşini banyoya gizlediğini anlatıyor ve polisten yardım istiyordu. Ateş sesleri altında telefonu kapatıyordu.

Polis ekipleri bölgeye hareket ederken polis 155 ‘in telefonu tekrar çalıyordu. Arayan aynı kişiydi. Sesi daha sakin geliyordu.

-Ben düşündüm isterseniz buraya gelmeyin. Burada çok fazlasıyla barikat ve patlayıcı döşenmiş durumda. eğer polisler buraya girmeye çalışırsa onlarca şehit verebilir. Ben hakkımı helal ediyorum buraya gelmeyin.

Hattın ucundaki polis bu konuşma karşısında donup kalıyordu.

Şimdi ben bu vatandaşımın gözünün içine nasıl bakabilirim. O gerçek anlamda “Survivor” ( hayatta kalmaya çalışırken) olurken, yaptığının hiç reyting almadığını ona nasıl söyleyebilirim. Benim için her şeyinden vazgeçen yiğitlerin adının istatistiklere dönmeye başladığını onların gözünün içine bakmadan nasıl anlatabilirim. Hatta onlar kendileri için “Survivor” lık yapmıyor bizim için yapıyorken..

Ben dervişim ve kendi adıma romanımı yazdım. Onların büyüklüğü ve fedakarlıkları karşısında ne olduğumun farkına vardım. Ya …..

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

64 No’lu Kule Mete YARAR

Gecenin karanlığında bir şeylerin yanlış gittiğini hepsi biliyordu. Günlerdir ilçe merkezinin koordineli bir şekilde baskına uğrayacağı ile ilgili kuvvetli istihbaratlar ardı ardına geliyordu. Belli olmayan yalnızca olası baskının günüydü.

Bundan önce de ilçeye buna benzer saldırılar olmuştu. İlçeye tek noktadan ulaşıldığı için, baskın boyunca havadan takviye hariç bir yardımın gelmesi mümkün değildi. Arazinin sertliği ve hududa yakınlığı gibi faktörler de ilçenin handikaplarıydı. İlçede görevli personel devletin kendilerine sağladı imkanlar ile bu baskını önlemek için üstün bir gayretle çalışıyorlardı. Kendi mevzilerini bir duvar ustası titizliği ile kendileri inşa ediyorlardı.

Daha önceki baskınlardan elde edilmiş tecrübeler neticesinde şehrin kritik yerlerine kule benzeri sabit noktalar yerleştirilmişti. Kule imkanlarla ne kadar güçlendirilse de belli bir dayanma süresi olduğunu onlar da biliyorlardı. Kurşun geçirmez camların da, çelik kapıların da belli bir dayanma gücü vardı.

Kuledeki personel, en kritik noktalara konulduklarının ve kalenin kapısını kendilerinin tuttuklarının farkındaydılar. Onlar dayandıkça bütün noktalar daha emniyette olacaktı. Bu ruh hali içinde, her biri içeride bulunan silahların başında ve tetikte bekliyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ilk saldırının yapıldığı yerlerden biriydi bu nokta. İsterseniz yaşananları onların telsiz konuşmaları üzerinden dinleyelim.

Telsiz konuşmalarından duyduğunuz üzere kuleye onlarca roket ve kurşun isabet etmişti. Kulenin bazı katları kullanılamaz hale gelmişti. Saldırının başlangıcında personelin bir kısmı yaralanmıştı. Vücutlarından akan kanlara rağmen çatışmaya devam ediyorlardı. Çatışma yakın mesafelere inmişti.

Çatışmaya ellerindeki silahlar ile karşı koymaya çalışan personel son durumu üstlerine şu şekilde bildiriyorlardı.

Zaman geçtikçe ilçenin her noktası yoğun saldırılara uğramaktaydı. Güvenlik güçlerinden yaralananlar tedavilerini kendi bulundukları noktada yaparak çatışmalara devam ediyorlardı. Çatışma uzadığından silahlarda şişmeler ve mermi sıkıntıları baş göstermeye başlamıştı. İlk saldırılardan sonra sızma girişimleri de başlamıştı.

Saatler ilerliyor bütün noktalarda olduğu gibi 64 nolu kulede de şişen silahlarını onarıyor ve araçlarla getirilen mermiler ile çatışmaya devam ediyorlardı.

Gelen malzeme takviyesi sayesinde çatışmaya devam eden personelin birçoğu artık yaralıdır. Hiç biri tahliye istemeden göreve devam etmektedir. İlk saldırıdan beri yaklaşık üç saat geçmiştir. Personel moral motivasyonu kendi bildikleri yöntemle sağlamaktadır. Karakol bölgelerinde kalan personel zırhlı araçlarla arkadaşlarına takviyeye gitmektedir. Her noktadan yaralı bilgisi gelmesine rağmen güvenli noktalardaki personel en tehlikeli noktalara gitmekten çekinmemektedir. Bütün telsizlerden geçilen anonslardan anlaşıldığı üzere, bir geri adım atılması dahi söz konusu değildir.

Onlarda ataları gibi Allahın adını anarak direnmekte ve bütün saldırıları püskürtmektedirler. Muhtemelen bazı muhteremler bu haykırışları başka bir şeye yorumlayacak ve büyük cümleler ile atalarınız anabilir ancak bu dönemde bazı terör gruplarının yaptığı şekilde Allah’ın adını öne çıkararak anmanız sakıncalı diyeceklerdir. Ben de onlara inancını bir gün şöyle bir gün böyle dile getir ya da getirme denir mi diye soracağım. Onlar Çanakkale’de ve Sakarya’da direnenlerin çocukları… onlar gibi yaşar, onlar gibi savaşır, onlar gibi Allah’a haykırırlar.

Saatler ilerledikçe ortaya çıkan tablo netleşmiştir. İlçeye yaklaşık altı yüz civarında sex hattı PKK teröristi saldırmıştır. Personelin üstün gayreti ile de terör örgütüne büyük kayıp verdirilmiş ve bir nokta bile düşürülmemiştir.

Bu yazıyı yazarken özellikle ilçenin ismini ve bu kahramanların ismini yazmadım. Ancak hakikatlerin ve gerçekte ne yaşandığının çok iyi anlaşılması adına ses kayıtlarını da yayınlamayı görev bildim. Şu anda çatışma bölgelerindeki her nokta 64 nolu kule gibi ve içindeki her personel de oradakiler gibi yiğit.

Yiğitler, sizlerin önünde saygı ile eğiliyor ve Allaha emanet olun diyorum.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Cuma Namazında Baskın Planladılar Mete YARAR

PKK’lılar cuma namazında baskın planladı, ancak Allah’ın da bir planı vardı…

“Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz” sözü Şırnak’ta gerçek oldu.

Şırnak’ta yaşanan son saldırı girişimi terör örgütü PKK’nın İslami konulardaki cehaletini  ortaya çıkararak, büyük bir faciayı önledi.

Terör ve güvenlik politikaları uzmanı ve Superhaber.tv yazarı Mete Yarar’ın ortaya çıkardığı olay gerçekten de çok çarpıcı.

Olay, geçtiğimiz cuma günü Şırnak’ta gercekleşti.

Şırnak’ta cuma namazı 11.30’da kılınıyor.

Tam o saatte PKK’lılar, Emniyet Müdürlüğü ek binasına saldırıp binayı ele geçirme hazırlığı yapıyor.

Hedefleri polisler cuma namazındayken saldırmak ve binaya sızmak.

Namazdan 40 dakika önce sela okunmaya başlıyor. Polisler o sırada namaz hazırlığında…

İl Emniyet Müdürlüğü ek binasında çok az polis kalıyor.

PKK, selayı ezan zannettiği için, ‘namaz saati geldi’ diye düşünerek saldırıya geçiyor.

O sırada polisler namaza doğru hareket halinde. Ancak Emniyet Müdürlüğü binasını terk etmiş değil.

PKK’lılar, uzun namlulu silahlar, roketatarlar ve el bombaları ile binaya saldırmaya başlıyor.

Bir kısmı da binadan içeri sızmaya çalışıyor.

EMNİYET BİNASINI ELE GEÇİRMEYİ PLANLADILAR!

Hedefleri binayı ele geçirmek ve büyük bir sansasyona imza atmak!

Saldırı başladığında, namaza gitmek üzere yola çıkan polis araçları anında geri dönüyor ve PKK’lıları içeri girmeye çalışırken çembere alıp öldürüyor.

Eğer PKK’lılar saldırıyı cuma namazı saatine denk getirselerdi içeride sadece nöbetçi polisler olacağı için onları şehit edecek ve binayı ele geçireceklerdi.

Ezanla salayı ayırt edemedikleri için kendi sonlarını hazırlamış oldular ve güvenlik güçleri tarafından öldürüldüler.

PKK’nın bölgede özellikle cuma namazı saatlerinde başta Emniyet olmak üzere kamu binalarına saldırma stratejileri de deşifre olmuş oldu.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Bizans Usulü Tartışma Mete Yarar

Kendi kalesine gol atmayı beceren bir toplum olunca gerçeklerle yüzleşmek de bir o kadar zor oluyor. Hatta bazen her konuşmaya başladığımız cümle de ister istemez savunma yapan avukat gibi oluyor. Kimi zamansa bir de üstüne dayak yemediğimiz kalıyor. Sanki bizim için yazılmış gibi duran müthiş bir söz var;  “her iyiliğin muhakkak bir cezası olacaktır “ 

Açıkçası 2015 ve öncesi ile hesaplaşmadan önümüzdeki dönemi de anlamak zor olacak. Biz zorlandıkça da gol atan atana olmaya devam edecek. En azından bir yerden başlayalım dedim ve konuya girdim.

Kademe kademe bu denli bölünmüşken anlatmak zor olacak ancak sanırım en iyisi süren operasyonlarla ilgili hesaplaşma ile başlamak. Ayrıca bunları sizlere aktaramazsam bu güne kadar karşılaştığım ve aramızda olmayan insanların da hakkı üzerimde kalacak.

Öncelikle çatışma sürecini 7 haziran sonrasındaki yaşanan gelişmelere bağlamak tam anlamıyla bir örgüt bakış açısıdır. Sürecin seçimler sonrasında başlamadığı yaşanan olayların niteliğinden, lojistiğin büyüklüğünden ve yapılanmanın derinliğinden anlaşılmaktadır. Şimdi neden kalekol yapımına bu kadar direnildiğini anlayabiliyor musunuz? Maazallah eğer Dağlıca ve çevresindeki kritik yerlerde bu kalekollar  yapılmamış olsaydı şimdi başka bir konuyu konuşuyor olabilirdik.

Yığınaklanmanın büyüklüğü hazırlığın en az dört yıldan beri sürdüğünü gösteriyor. Açıkçası üst akıl Suriye savaşı ile beraber yaşanacak kurguların içine Türkiye’yi daha en başından dahil etmiş.

Bunu nereden anlıyorsunuz diyenlere cevabım çok basit. Bunu örgütün kamplarda eğitim kitabı olarak kullandığı dokümanlarda geçen öz yönetim modellerinden anlamak mümkün.

Yetiştirilen kadrolar öncelikle Türkiye üzerinden bir Suriye modeli, daha sonra ise Suriye üzerinden Türkiye modeli kurmak üzerine şekillendirilmiş. Yapılanmadaki ayrıntılara baktığınızda, bir yol haritasının izlendiği çok net olarak ortaya çıkıyor, yoksa hiç yanılmamak  mümkün mü? KCK nın pozisyonu soruları bilen öğrenci modeline benziyor. Şehir örgütlenmesi başta olmak üzere yaşanan her bir gelişme, bu şablon model üzerinden gerçekleştirilmiş . Hatta İrlanda ile tıpatıp benzerlik gösteriyor.

Zagros silahının geliştirilmesinden tutun da Kandil’de keskin nişancı bölümü açılmasına kadar her bir olay diğeri ile bağlantılı gözüküyor. Kısa süreli eğitim programları açılması ve bölgeye isim bazında silah gönderilmesi de buna dahil diyebiliriz.

7  Haziran sonrasında eyleme başlandı diyenlere asfalt altlarına gömülen bombaları, şehir bazında her bir barikat modelinin nasıl profesyonel ekipler tarafından yapıldığını, isim bazında güvenlik personeli hakkında nasıl istihbarat çalışması gerçekleştirildiğini ve yerinde denetimlerin hangi yabancı kişiler tarafından yapıldığını sormak gerekir. Bunların ne kadar sürede yapılabileceği de ayrıca sorulmalıdır.

Benim tespitlerime göre dağ kadrosunun Kandil’i varsa şehir yapılanmasının da Rojava’sı var diyebiliriz. Şehir yapılanmalarına malzeme ikmali, eğitim ve personel takviyesi bu bölgeden yapılmaktadır.  Suriye savaşı başlangıcın da sınıra hendek ve duvar örme çalışmaları yapıldığında direncin nedenini de anlamışsınızdır sanırım. Neyse ki devlet aklı bu dirençlere rağmen çalışmalara devam etmiş ve sorunun bir kısmını çözmeyi başarmıştır.

Yaşanan süreçte neye karşı çıkıldıysa sonrasında oradan başımıza bir bela geldiğini düşünürsek, maşallah toplum olarak en hazırlıksız biz yakalanmışız.

İlk yalanı yakalarsak sonrasını da biraz anlamış oluruz. Ayrıca terör sarmalının başlangıcı olarak gösterilen olayı biraz açmak gerekiyor ki kimseyi aptal yerine koymaya çalışmasınlar. Ceylanpınar’da evlerinde uyku halinde şehit edilen polislerimiz ile ilgili konuya açıklık getirmekte yarar var. Bu konu açıldığında örgüt yandaşları olayın muğlakta kalması için oldukça gayret sarf etmektedirler. Bu bile araştırmaya gerek olduğunu ispatlar.

Evlerinde şehit edilen polisler terör örgütünün ima ettiği gibi İŞİDçi oldukları için değil, bölgedeki gençlik yapılanmasının sorumlusunu yakalamada görevli oldukları için şehit edilmişlerdir. Olaya karışanlar planlı olarak Mardin bölgesinden gelmişlerdir. Olayın gerçekleşmesinden sonra dinlemeye takılan görüşmelerde Kandil’deki merkeze sabah 06:00’da faaliyet raporu iletilmiştir. Konuşmanın içeriği incelendiğinde, olayın Kandil’deki merkezinin bilgisi dahilinde yapıldığı net olarak anlaşılmaktadır. Olaydan bahsedilmeden planlanan faaliyetin yerine getirildiği ve silahlar ile kimlikleri alındığı ifade edilmiştir.

Olayı yapanların bir kısmı Suriye tarafına geçmiş, bir kısmı ise olaydan hemen sonra farklı şehirlerde yakalanmıştır. Suçlarını ve planlamanın nasıl yapıldığını itiraf etmişlerdir. Bunlara rağmen bazı kesimler olayın arkasında PKK nın olmadığını ifade edebilmektedirler. Bu olay ve sonrasında arka arkasına yaşanan suikastler ve bombalı saldırılar incelendiğinde aslında hiç bir şeyin spontane gerçekleşmediği net olarak görülmektedir.

Bu kadar açık olan bir konuda toplum olarak hemfikir olamıyorsak nerde olacağız bende bilemiyorum.

Bu yaşananların ilk kırılma noktası ise artık kandırılmamaktan geçiyor. Uyursanız ölürsünüz repliği gibi bende şehir olayları ile ilgili bir repliği söylemek istiyorum.

Barikat senin evinin önüne geldiğinde olayı anlamışsan zaten sen de evini boşaltmaya başlamışsındır. 

Şehir düşerken Bizans’ta meleklerin cinsiyeti nedir diye tartışıyorlar diye dalga geçerken acaba bizler gerçekte neyi tartışıyoruz . Hepimize geçmiş olsun .

Kaynak
Kategoriler
Güncel Haberler

Büyük Yalanlar Mete Yarar

Yıllar önce görev yaparken hep kahrolduğum bir konu vardı. Bölgede ne yaptığımızı bir türlü kimseye anlatmaya fırsatımız olmazdı. Bir olumsuz olay yüzünden hepimiz aynı itham altında kalır ve insanda moral denen şey kalmazdı. O dönemde sosyal medya olmamasına rağmen fısıltı gazetesi aynı işlemi görürdü. Bir anda başlayan kara propaganda önü alınamaz şekilde dalga dalga yayılırdı.

Siz teröristle mücadele ederken aynı zamanda bulunduğunuz yerdeki sorunları da çözmeye çalışırdınız. Tahrip edilmiş yolları onarırken köyün patlayan su borularını da tamir ederdiniz. Hatta çocuklar okula gidemiyorlar ise asker öğretmenler ile okul hizmeti verirdiniz. Doktorlarınız köy köy gezerek hasta bakar, ilaçlarını kendi revirinizden karşılardınız.

Sert kışlar geldiğinde ve kar geç eridiğinde çoğunlukla köydekilerin  erzakları tükenirdi. Her gün çıkan yemeğinizi onlarla paylaşır, namaz kıldığımız camiyi hep beraber onarırdınız. Gece nöbete gider, öğleden sonra inşaatta çalışırdınız. Bunları yaparken de inanılmaz bir mutluluk hissederdiniz. Sizi aralarında gören o gözlerin mutluluğu sizlere yeniden güç verirdi.

Sonra bir yerde gördüğünüz haber ile olduğunuz yere düşer kalırdınız. Gerçekliğini bile sorgulamadan yapılan haber ile hepimiz aynı çukura atılırdık. Bunları  yaşadığımız o dönemde kendime bir konuda söz vermiştim. Eğer bir fırsatım olursa doğru insanlara ulaşmaya çalışacak ve oradakileri haber yapacaktım.

Allah dualarımı kabul etti ve bana diğer işlerimin yanına bir de bunları yapacak bir iş alanı açtı. O günden beri elimden geldiğince doğru insanları ve işleri bulmaya çalışıyorum. Nasılsa tersini yapacak fazlasıyla insan var.

Son dönemde, olay nerede ise içine girerek anlatabileceğimiz bir program formatı üzerinde çalıştık. Ardından da TRT Belgesel ile bu formatta bir program yapmak için anlaştık. Ardından bütün olaylar Güneydoğu’da yaşanmaya başlayınca, biz de ekipçe oralara gittik. Binlerce kilometre yol kat ederek konuşabildiğimiz herkesle konuştuk. Herkesin tanıması gerektiğini düşündüğümüz insanların hikayelerini de sizlere aktardık.

Orada yaşananları yerinde görünce kendi derdimizi unuttuk. Derdimizi soranlara buradaki yaşananları gördükten sonra söylemek ayıp olur diye sustuk ve cevap veremedik. Sohbet ettiğim, yemek yediğim ve bir fotoğraf karesine girdiğim bir çok can ya şehit oldu, ya da yaralandı. Sivil vatandaşlar hayatlarını kaybetti ya da evlerinden barklarından oldular. Açıkçası sizlere aktaramayacağım onlarca ana şahit olduk. İşte bu yaşadıklarımız ve gördüklerimizin ardından aşağıdaki bölümü yazmak da bana farz oldu.

PKK onlarca askeri noktaya, polis birimine ve sivil hedeflere saldırıyor. Örgütün yaptıklarını anlatmaya çekinenlerin sayısı çoğalırken, bir de bazı sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve bilim insanları yapılan eylemleri neredeyse legalleştiriyor. Canımı yakan, sivil hedeflere saldırıldığında bunun tabii ki olmaması gerektiğini savunanlar, askeri hedeflere yapılan saldırılarda aynı tepkiyi vermiyor. Ortada bir akıl tutulması yaşanır gibi…

Kimse evlatlarına saldıran bu  örgüt için “ortada bir savaş hukuku yok, siz nasıl olur da asker ve polise yapılan saldırıları legalleştirirsiniz“ demiyor. Siz nasıl olur da silahlı bir örgütün propagandasını yaparsınız da diyemiyor. Ama sonra…

Evlatlarımız yerlerde yatarak, günde iki kez soğuk yemek yiyerek, duş yapmadan günlerce sokak aralarında kalarak bizim için mücadele veriyorlar. Hiç biri bir kez bile of demeden görevini yapmaya devam ediyor.

Önündeki aracın içindeki arkadaşları mayına basıyor. Ateş altında şehit arkadaşlarını aracın içinden çıkarıyor, bu arada yeni şehit ve yaralılar veriyor. Şehitleri ve yaralıları tahliye ediyor,  üzerlerindeki kanlar ile çatışmaya devam ediyor. Barikatı yıkıyor, tuzaklanan bombaları temizliyor, kendisine ateş açanları etkisiz hale getiriyor.

Bulunduğu yerde soğuk yemeğini yemeye devam ediyor. Taşın üzerine uyumaya geçiyor. Bu arada sosyal medya üzerinden kendisi ile ilgili yazılanları okuyor. Yapmadığı şeylerle suçlandığı görüyor. Yüzünden ve yüreğinden bir damla soğuk yaş işte o an düşüyor.

Hani o sizin kardeşiniz, arkadaşınız, evladınız, hiç tanımadığınız ama hep düşündüğünüz kişi değil miydi? O hep kendisini öyle sanmıyor muydu? İşte benim de ağladığım, onun da ağladığı tek yer orası ve o andır. Sizin yalan söylediğinizi anladıkları an yıkılırlar.

Peki orda yaşamak zorunda kalan kardeşlerimiz, sivil vatandaşlar ne yapmak zorunda sizce? Sizce onlar içinde bulundukları durum yüzünden travma yaşamıyorlar mıdır? Sizce onlar 13 yaşında ve elinde kaleşnikof olan çocuktan emir almaktan, her barikatta eşinin aranmasından, evinin önüne ambulansın gelememesinden, iş yerini açamamaktan, camiden ezan yerine halay dinlemekten, bombalar üzerinde yaşamaktan, çocuğunu sokağa çıkarmaktan korkmaktan memnunlar mıdır? İtiraz ettiğinde evinin ablukaya alınıp kurşunlanmasından ve güvenlik birimlerinin gelememesinden memnunlar mıdır?

Bunlar kendi ilçelerinde yaşandığı için, hiç alakaları olmadıkları halde PKKlı diye itham edildiklerinde, sizce onların da yüzünden ve yüreğinden bir damla soğuk yaş işte o an düşmüyor mudur?

Hani biz iyi ve kötü günde bir değil miydik , acımızı paylaşacak ve ekmeğimizi bölüşmeyecek miydik? Hani bu vatan toprağında ezanın sesinin kesilmesine müsaade etmeyecektik? İşte benim de ağladığım, onun da ağladığı tek yer orası ve o andır. Sizin yalan söylediğinizi anladıkları an yıkılırlar.

Sizlerin yalnızca içinizden konuştuğunuzu ve hiçbir şeye bulaşmadan yaşamaya çalıştığınızı fark ettikleri an oradakilerin bittikleri andır. İşte en büyük günahın işlendiği yerde durmaktasınız, “büyük yalanı“  işlemektesiniz. Terörle mücadele ettiklerini söyleyerek bölgeye gönderdiğiniz güvenlik güçlerinin ve orada yaşama mücadelesi veren sivillerin arkasında (duranlar kendilerini zaten biliyor ) bir kardeş gibi durmadınız.

Rahatınız kaçıncaya kadar, durmayı da hiç düşünmeyeceksiniz. Ortamlarınızda konu açıldığında rahatınız kaçmasın diye propaganda yapanları sonuna kadar dinleyecek ardından da “devlet yapmıştır“ deyip yolunuza devam edeceksiniz. Kendi içinizde sözcükleri geveleyerek bir çok sorunu çözdüğünüzü zannedeceksiniz. Terörle arasına mesafe koymayanlara sırf düşmanımın düşmanı dostumdur diyerek sempati ile bakacaksınız.

Sizlere bir şey söyleyeyim mi, orada görev yapanlara ve hiçbir günahı olmayan garibanlara yalan söylemediniz. Siz aslında kendinize yalan söylediniz.

Bu arada herkese iyi yıllar ve iyi eğlenceler . Nasılsa bir yalan yaşanıyor, bari onu iyi yaşayın!

Yazar: Mete YARAR

Kaynak: