Bu İnsanlar da Adam Gibi Adamlar Mete YARAR

Binbaşı Mete Yarar
Mete YARAR
Mete YARAR

Harekat odasında sıradan bir gün. Bugünkü operasyon için son planlamalar ve istihbarat bilgileri paylaşılıyor. Müşterek ortak harekata katılacak olan değişik kuvvetlerden ve disiplinlerden gelen ekipler, planı ayrıntısı ile dinlemeye çalışıyorlar. Herkes hem not alıyor hem de ayrıntıları kafalarına yazmaya çalışıyorlar. Çünkü ani karar vermeleri gerektiği anda kağıda bakmaya zamanları olmayacaktır.

Bilinen bombaların yerleri ve tespit edilen terörist noktaları üzerinden tek tek geçilmeye çalışılıyor. Zaten sorun tespit edilemeyen noktalarda karşılaşılan problemler. Her bir ekip, harekat odasından çıkarken bir kez daha birbirlerinin gözlerinin içine bakıp helalleşiyorlar. Çünkü o kadar ortak operasyona gittiler ki artık bakışlar onlar için yeterli olabiliyor.

                                                                 ***

Çıkışta kapı önünde çay içerek sohbet etmeye çalışıyorlar. Kimse birkaç dakika sonra ne yaşanacağını bilmediği bir operasyona gidecek. Bazıları fazla samimi olmadan bu travmayı atlatmayı kimi de daha fazla sarılarak zaman geçirmeyi tercih ediyor.

Evet. İşte o muhteşem sokak aralarına girdiler. Tank öndeki barikatları yıktı, arkasındaki kepçeler yolu zırhlı geçiş için açtı. Fakat sorun daha başlamadı bile. Teröristler Nusaybin’de bir tankı havaya uçurmaya çalıştılar fakat yalnızca paletlerine zarar verebildiler. Teröristlerin de beklediği araçlardan inecek olan avcılar (ev araması yapan timler böyle anılıyor), bomba uzmanları AB muadilleri gibi bomba koruma elbiseleri ile olay yerine yaklaşamıyor. Çünkü alan çok büyük ayrıca patlayan bombanın büyüklüğü karşısında o elbisenin bir şey yapmayacağını biliyorlar. Önlerinde tonlarca ağırlıktaki araçların metrelerce yukarı fırladığını görmüş insanlar bunlar.

                                                             ***

Buna rağmen bir adım bile geri atmayacak kadar yürekli insanlar.

İlk ateş hakkından vazgeçip evin içinden ateş etmeyi bekleyen teröristin önünden sıçrayanlar da bu insanlar. Her eve hem bomba temizliği hem de evin içinde gizlenmiş terörist olmadığından emin olmak için girmek zorundalar. Her kapının veya bastıkları yerin altında bir tuzağın olduğunu bilmelerine rağmen ileri adım atabilen yürekli insanlar.

Evet onlar bazılarının dediği gibi para karşılığında görev yapan profesyonel insanlar. Tabiî ki göreve başlarına gelecek tehlikeleri bilerek gidiyorlar. Devlet olmanın gereği kurallar içinde kalarak ellerinin kollarının bağlı olduğunu bilecek kadar da eğitim almış insanlar. Bir çoğu operasyonların başladığı andan itibaren bir veya birkaç kez yaralanmış kişiler. Bugüne kadar yüzlerce arkadaşının cenazelerini kaldırmış insanlar.

                                                             ***

Bazılarının sıklıkla demeye çalıştığı gibi maaş alınca herkesin görevini layıkıyla yaptığı bir ülkede yaşamıyoruz. Bu aslanların yaptıklarını yalnızca para ile açıklamaya çalışsanız inanın size çocuklar bile güler. Aldıkları parayı ben size bir gün için vereyim, orada olmayı tercih bile etmezsiniz. Eve girdiğinizde 18 kabloyu kestikten sonra bile tavanın üzerinize çökmesini kaldıramayabilirsiniz.

Allah rızası için, içinizi rahatlatmak için şu yalanları kendinize söylemekten vazgeçin. Onlar profesyonel insanlar, iyi de maaş aldıkları söyleniyor, biz burada daha az mı tehlikedeyiz sanki, zaten ben polis ve askerden hiç hoşlanmam, ben görevimi yaptım şimdi sıra onlarda, ben işimi iyi yapıyorum o da onların sorunu, bu sorunu kim başımıza sardıysa sorunu da o çözsün, ben mağdurum onlar da mağdur ne demek öğrensinler, iktidar demek sorun çözmek demektir, ben muhalefetim benden ne istediler de vermedim. Buna isterseniz siz de onlarca mazeret ekleyebilirsiniz. Hatta bazılarında haklı olabilirsiniz. Fakat bu, aslan yürekli delikanlıların cesaretleri, onurları, vatan sevgileri ve masumiyetleri karşısında hiçbir şey ifade etmez.

Sizler adam gibi adamsınız biz de buna şahitlik ederiz. Peki sizler geri safta duranlar için ne dersiniz?

Kaynak:

Nusaybin de Ne Oluyor Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

Canı pahasına yapılan bir iş ile ilgili konuşmakta yazı yazmakta çok zordur. Adama çok biliyorsan sen gel yap  derler ama öyle bir şansın olamaz. Birisi çıkar da biz canımızla uğraşırken bunlar yazılır mı diye de söyleyebilir. Söylediğimiz bir konu hakkında bir düzenleme yapılsa ve sonuç olumsuz olsa fatura size de kesilebilir. Yazdıklarınız kamplaşmış olan kişiler tarafından birbirinin aleyhinde kullanılmak için yararlanılabilir.

Ben bütün riskleri bir kardeşimin burnunun kanamaması için üstleneceğim. Saygı sınırları içinde kalarak “Nusaybin’de ne oluyor” sorusuna cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle yazıma Nusaybin operasyonları hazırlığı için uğraşırken kazada şehit olan TEM müdürü Gaffar müdürü ve aynı kazada yaralanan Adnan müdürü anmadan başlayamayacağım. Operasyonlarda bu iki değerli müdürün eksikliği hem madden hem de manen hissediliyor. İkisiyle de tanışmak onuruna erişmiştim, çok dikkatli ve planlı çalıştıklarını görmüştüm.

Eğer görevleri başlarında olsalardı bugün omuz omuza mücadele ettikleri jandarma ve kara kuvvetleri birlikleri için büyük faydaları olurdu. Bu tecrübeleri sayesinde masada olup bazı olaylara müdahale etme şansları olabilirdi. Ayrıca eski tecrübelerini ortaya koyarak yanlış adımlardan komuta kademesini uzak tutabilirlerdi.

En ciddi eleştiri olarak “Operasyona jandarma ve pöhler katılıyor kara kuvvetlerine ait komutan komuta ediyor” deniyor. Oysa bu eleştiri aslında çok da yerinde değil.  TSK’ya ait [highlight color=”green”]Özel Kuvvetler Komutanlığı[/highlight] , SAT ve SAS’lar , komando birlikleri ve zırhlı birlikler de bu operasyonlarda yer alıyor. TSK’nın bütün lojistik birimleri, ulaştırma ve istihkam birlikleri de görev yapıyorlar. Böyle olunca bu tez çok da önemli olmuyor.

Ayrıca komuta kademesinin operasyonlarda gerekli inisiyatifi almadığı ile ilgili eleştiriler var. O zaman şu soruyu sormakta yarar var. Bu komutanlar bırakın ellerini taşın altına koymayı, kafalarını kılıcın altına koymuş durumdadırlar. Geçmişte yaşanmış bir çok kötü örnek olmasına rağmen bütün operasyonların altına imza atıyorsa önce bir susun derim. Yıllar geçecek hiç kimse o günlerde neler yaşandığını hatırlamayacak. Bazıları bu işin peşini bırakmayacak ve bu günler dava konusu olacak. Bugün ara gazı veren sosyal medya hesap sahipleri de “yapmasaydınız” deyip çayını yudumlarken sosyal medyada ahkam kesmeye devam edecek.

Evet zaman zaman teknik hatalar yapılmıyor mu evet yapılıyor. Şu anda karşılaştığımız duruma hiç kimse hazırlıklı değildi. Topraklarımızda bu yoğunlukta bir şehir çatışması ile karşılaşan kimse olmadı. Bilinen bütün teknikler de köy ve mezra tipi olaylar içindi.

Ayrıca her ilçenin durumu kendisine özel ve içindeki terörist grubun bilgi seviyesiyle de ilgili.

Sur ve Nusaybin de diğer operasyonlara göre daha fazla şehit ve yaralı verdiğimiz bir gerçek. Bu gerçekliği operasyonel bir hata sonucu olduğunu da söyleyebilirsiniz ya da Güneydoğu’nun en büyük ilinin içinde yürütülen operasyonun zorluğuna da verebilirsiniz. Sur ilk başlanan operasyonlardan birisi olması da unutulmaması gereken bir durumdur.

Nusaybin ise kendi içinde iki handikabı beraber yaşamaktadır. Birincisi sınır hattında bulunması ikincisi ise terör örgütünün operasyonlardan edindiği tecrübelerin tamamını bu alana aktarmış olmasıdır.

Konuştuğum bütün personel Nusaybin’de örgütün tamamen yer altına çekildiğini söylemektedir. Eskiden görünmemek için perde çeken örgüt bunun işe yaramadığını fark edince evlerin içinden duvarları kırarak , sokakları da yer altına kazdığı tüneller ile geçmeye başlamıştır.

Evlerin içi hiçbir örnekte olmadığı kadar bubi tuzağı ile tuzaklanmış durumdadır. Hiçbir şehirde kullanmadığı kadar Zagros 1  ve Zagros 2 yi kullanmaya başlamıştır. Şehrin altına döşediği EYP  lerin toplam miktarı 100 ton civarındadır.

Bombaların imha edilmesini engellemek adına da yeni bir sistem geliştirmişlerdir. Bu sistemi ayrıntılı olara burada ifade etmeyeceğim. Evet Nusaybin’de bir şeyler farklı. Bu farklılık sayın Genelkurmay başkanının dikkatini çekmiş olmalı ki bölgeye gelerek operasyona katılan herkesi dinlemiştir. Konuşmak isteyen farklı birimlere ait personel düşüncelerini komutana aktarmıştır. Bu sırada konuşanların hiç sözü kesilmemiştir. Devamlı not almış ve dinlemiştir.

Toplantı sonunda komuta heyetini toplayarak gerekli emirleri vermiştir. Bölgeden ayrılması ile beraber de personelin haklı istekleri hayata geçirilmiştir. Evet Nusaybin’de bir şeyler oluyor ama bu olan Türkiye’nin her tarafında oluyor. Biz yalnızca oraya angaje olduğumuz için başka bir yeri görmüyoruz.  Ama üzülerek söyleyeyim terör örgütü Türkiye’de öğrendiklerini Suriye’ye aktarmakta orada test edilmekte ve yeni metod tekrar ülkemizde denenmektedir.

Bugün “Nusaybin’de ne oluyor” diye sorduğumuz bir konunun aynısını gelecekte hiç beklemediğiniz il veya ilçe merkezlerimizde inşallah görmeyiz.

Kaynak:

Belçikada ki Terorist Çadırı Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR
Mete YARAR

Brüksel’de yaşanan bombalı terör saldırıları sonrası yine ‘yok artık’ diyebileceğim bir tartışmanın içine girdik. Acılarımızı karşılaştırma yaparak ve acılarımıza destek verilmemesi üzerinden bir tartışma gündemi yarattık.

Meseleyi üç bombalı saldırı sonrasında hayatını kaybeden kadın ve çoluk çocuktan uzaklaştırarak “terörist çadır”a yönelttik. Türkiye’de PKK’nın bombalı saldırılar düzenlemesi sonrasında, Belçika’nın bizim acımızı anlamadığı ve o terörist çadırın meydana nasıl kurdurduğu tartışıldı. Hatta Sayın Başbakan’ın Brüksel gezisi öncesinde bu terörist çadır siyasi bir krize bile yol açtı. Başbakan’ın uçağı bu çadır kalkmadan Brüksel yolculuğuna başlamadı.

Evet, aslında sorun bu terörist çadırdan daha büyük. Başta Belçika olmak üzere birçok AB ülkesinin terör örgütleri ile etkin olarak mücadele etmediğini biliyoruz. Bu yapılan hatalı davranışlarını ülke olarak kabul etmemiz de gerekmiyor. Fakat Belçika bize dönüp bazı sorular sorsaydı acaba biz ne cevap verirdik. Hadi sormaya başlasınlar.

****

Siz ülkemizdeki PKK çadırına kafayı taktınız;

– Peki sizin ülkenizde bombalı saldırı olduktan sonra taziye çadırı altında intihar saldırganı teröristi kahramanlaştırırken acaba ne yaptınız?

– Bizim ülkemizde bazı milletvekillerini PKK terör örgütüne destek vermekle suçlarken siz acaba kendi ülkenizde bununla ilgili ne yaptınız? Kendi Meclis’inizde bütün siyasi partilerin katılımı ile terör olaylarını lanetleyen bir bildiri çıkarabildiniz mi?

– Terör örgütü konusunda kafamızın karışık olduğunu söylüyorsunuz, peki sizin ülkenizde Pe Ke Ke mi desek Pe Ka Ka mı desek tartışmasının ötesine geçebildiniz mi? Ülkenizde PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen kaç kişi var?

****

– Bizim ülkemizde PKK için terörist demediğimizi, ayrılıkçı Kürt savaşcı dediğimizi konuşuyorsunuz. Peki ülkenizde aynı acıyı paylaşan bir toplum olmanıza rağmen gazetelerinizdeki başlıkların bir kısmında hala fail kısmının boş bırakıldığını görmüyor musunuz? (Ankara’da bombalı saldırı oldu vb.)

– Bize sizin acınızı anlamadığımızı ve gerekli tepkiyi vermediğimizi söylüyorsunuz. Peki siz olaylardan bir gün sonra meydanlarda halay çekmediniz mi? Televizyon programlarınızda eğlence programlarına devam etmediniz mi?

– PKK konusunda ne yapacağımıza karar veremediğimizi söylüyorsunuz? Peki birçok siyasi parti olarak sizin kafanız karışık değil mi? Terör liderine bir ara ağır hakaretler ederken sonra sayın düzeyinde konuşmalara gelmediniz mi?

– Bize çok kızdığınızı biliyoruz ama son bir soru daha sormak istiyoruz. Sosyal medya üzerinden ve gerçek hayat üzerinden sizleri takip etmeye çalışırken farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Birinizin teröristinin ismi gerilla oluyor, diğerinin ismi cihatçı, kiminin ise devrim savaşcısı… Sizce ülke olarak terörizm konusunda ortak bir kararınız var mı?

****

Açıkcası adamlar yine kibar da en acılı günlerimizde bu şekilde sorular sorarak bizi üzmüyorlar. Yine bizim kaldırmadığımız çadırlar dururken Brüksel’deki çadırı geçici olsa da kaldırıyorlar.

Aslında bir dostumuz çıksa da bize bir acı konuşma yapsa. Başkasına kızdığımız konularda aslında bizlerin de ne kadar yanlış yaptığımızı yüzümüze vursa. Keşke birisi çıkıp dostumuz olarak bizi üzeceğini bildiği halde ağır konuşsa . Birisi çıksa;

Arkadaş siz ne yapıyorsunuz dese…

Kaynak:

Virüs Benzeri Terör Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

Bana bir çok ortamda 7 Haziran sonrasında başlayan terör olaylarındaki artışın nasıl engelleneceği konusunda ne yapıldığı soruluyor. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum…

Yeni terör sarmalını Ebola virüsüne benzetebilirsiniz. Bir ülkede böyle bir virüs yayıldığında neler yaşanıyor ise bu yeni terör konsepti ve sarmalı karşısında da aynı şeyler yaşanıyor. Öncelikle bu hastalığın ne olduğu ve nereye saldırdığı araştırılıyorsa, terör olaylarında da şu anda aynı şeyler yapılıyor. Terörün teşhisi yapılırken neyi amaçladığı da bulunmaya çalışılıyor. Maalesef terör örgütünün neyi amaçladığı konusunda ülke içinde bir konsensüs sağlanmış gözükmüyor. Terördeki bu artışın nedenini kimisi çözüm sürecinin bitirilmesine bağlıyor kimisi başkanlık seçimiyle ilişkilendiriliyor. Kimisi de Suriye ve Irak dahil olmak üzere bölgenin yeniden şekillenmesinin bir sonucu olduğunu söylüyor. Açıkçası teşhis konulamadığı için de terör sorununa, tespit edilemeyen hastalıklarda olduğu gibi antibiyotik tedavisi uygulanıyor.


***

Terör, aynı virüs gibi direkt öldürmeye gücü yetmeyeceği için hayati organlara saldırıyor. Ankara’nın göbeğinde bombaları ardı ardına patlatarak da bu isteğine ulaşmaya çalışıyor. Vücut direnç göstermesi gerekirken bir anda sistem güçsüz düşmeye başlıyor. Aynı bizde olduğu gibi her bombanın ardından daha güçlü bir direnç göstermemiz gerekirken iyice içimize kapanıp kamplara bölünüyoruz. Bu yazımı yazarken İstiklal’de yine bomba patlıyor ve yine konuşulması gerekenler konuşulmadan kriminal konulara dalıyoruz. Biz kriminal olayları tartışırken birileri hayatta kalmaya çalışıyor ve görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Aynı Ebola’da olduğu gibi bütün birimler kritik merkezlere adamlarını gönderiyorlar. Hastanın hayatta kalması için maddi ve manevi bütün gayretler gösteriliyor.

Çeşitli ülkelerdeki birçok terörle mücadele merkezine hem Emniyet teşkilatından hem de Silahlı Kuvvetlerden eğitmen seviyesinde tabiri caizse ulaklar gönderilmiş durumda. Bunlar sistemi yerinde inceleyerek Türkiye’ye adapte edilecek konuları tespit ederek öğrenmeye çalışıyorlar.

Ayrı bir eğitmen ekip çatışma bölgelerinde bulunarak yaşananları gözlemlemeye çalışıyor ve bir küçük ipucundan doğru çözümün ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Her bölgede teröristlerin uyguladığı şablon tespit edilmeye çalışılıyor. Bu şablon üzerinden çözümler üretiliyor. Çatışma bölgelerinde personelin kendi başına bulduğu iyi bir nokta kayıt altına alınarak diğer ekiplere iletmesi için eğitim merkezlerindeki personele aktarılıyor. Bu çalışmaların bir kısmına gözlerimle şahit olduğum için çalışmanın temposunun inanılmaz olduğunu söyleyebilirim. Eğitim merkezlerindeki personel gelen bir uygulamayı kendi elleriyle kurdukları küçük eğitim alanlarında test etmeye çalışıyorlar. Amaç sahadaki personelin hayatta kalmasına yarayacak bir metodun tespit edilmesi.

***

Birbirinden farklı konseptlerde eğitilen güvenlik personeli ortak eğitim havuzları kurarak bilgi paylaşımlarında bulunuyorlar. Özel Kuvvet Komutanlığı, Dağ ve Komando Okulu, Jandarma Birlikleri, SAT ve SAS birimleri, Polis Özel Harekat unsurları birbirlerine eğitmenlerini göndererek farklı bakış açılarından yararlanmaya çalışıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi eğitim merkezlerinde küçük birer şehirler kurularak bütün modeller burada denenmeye çalışılıyor. Yurt dışına gönderilen ekipler, teknolojik olarak bütün sistemleri yerinde inceliyor ve insan hakları kısıtlamaları değerlendirilerek direkt alımlarla malzemeler satın alınmaya çalışılıyor. İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombaların yüzlerce misli her gün farklı şehirlerin içinde patlamaya devam ediyor. İstanbul da patlayan bombanın daha fazlası aynı gün Nusaybin’de patladı ve üç güvenlik görevlisi şehit oldu. 40’a yakın personel ise yaralandı. Maalesef terör sivil vatandaşlarımızı Güneydoğu’da evine sokmazken batıda evinden çıkmamaya zorluyor.

Kaynak:

Vicdan Ölürse Mete YARAR

Mete YARAR

Başımız sağolsun diye söze başlıyorum ve sonrasında durup kalıyorum. Baş sağlığı dileğinin arkasından bizleri rahatlatacak kelimeleri ardı ardına sıralamak istesem de inanın elim bunları yazmaya gitmiyor. Çünkü o gözü yaşlı insanların döktükleri tek damlanın karşısında hepsinin bir anlam ifade etmediğini biliyorum.

Bazıları gibi sövüp saymaya ve etrafı yakmaya yetecek kadar ağır cümleler kurmak istiyorum, cenazenin başında, başını önüne eğerek yerde oyuncağıyla oynayan çocuğun masumiyetinin karşısında utancımdan yazamıyorum.

Bazılarını hedef haline getirmek için geçmişten örnekler verip hatırlatmalar yapmaya kalksam, yavrusunun tabutunun yanı başında kafasını yukarı kaldırarak “Allah’ım ben hep dualarımda çocuklarımın ölümünü bana gösterme“ demedim diye bakan gözlerin karşısında ne anlam ifade edecek!

***

Ben hadi buradan hep beraber çıkacağız ayağa kalkalım desem, TBMM’deki partilerden birinin terörü lanetleyen bildirinin altında imzası olmadığını hatırlatan yazılar karşısında anlamsızlaşacak.

Gelin terörü bu topraklardan atalım, konuşalım ve sorunlarımızı elbirliği ile çözelim diye yazsam, canlı bombaların evlerinden çekilen taziye görüntüleri karşısında sizce bir anlam ifade edip karşılık bulacak mı ?

Gelin demokratik bir Türkiye için yeniden çalışalım ve mücadele edelim diye bağırsam, yeni anayasa çalışmaları için aynı masaya oturamayanların yüksek tonda çıkan sesleri arasında sizce duyan olur mu?

***

Empati yapalım, insanların acılarını anlamaya çalışalım diye cümleye başlasam sosyal medya üzerinden başlayan bir tartışmanın da fitilini ateşlerim. Her kesim sorunları olduğunda niye kimsenin onlarla ilgilenmediğiyle ilgili yazılar paylaşmaya başlar, iyi bir şeye başlayalım diye düşünürken tartışmaların arasında acı çığlıklar yok olup gider?

Bakın önümüzde Suriye ve Irak gibi kötü örnekler var, onlar gibi etnik dinsel ve mezhepsel bölünmeler yaşamayalım diye konuya girmeye çalışsam, herkes tarihçi kesilip bana tarihimiz ile ilgili örnekler vermeye başlar. Anı çözememişken bir de geçmişte kaybolup gideriz.

Biz yazdıklarımızla ve konuştuklarımızla sorunları çözmeye çalışır gibi yaparken, acılı insanlar sevdiklerinin tabutlarını omuzlayacaklar. Biz her şey imkansız gibi tartışırken, bu insanlar en acılı halleri ile herkesi kucaklayan mesajlar verecekler. Bizim onların acılarını paylaşmak için uğraşması gerekirken onlar bizim anlamsız tartışmalarımız karşısında belki bir kez daha yanacaklar.

***

Gencecik kadınlar dul, çocuklar babasız kalırken bizler sosyal medya maymunlarının elinde oyuncak olacağız. Kaybettiklerinin bir anlamı olduğunu söylemeye çalışmak yerine anlamsız insanların gevelediği kelimeler içinde yok olup gideceğiz.

Kötüler kadar cesur olmadığımız için korkup konuşmamaya başlayacak ve yeni ölüm isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmış olacağız.

Akıllara bu bölünmüşlük içinde ulaşamayacağız.

Gönüllere sevgi ile ulaşmaya çalışırken nefret ile hep önümüz kesilecek.

Elimizde kala kala bir tek insanların vicdanları kalacak. Zaten o da ölmüşse insanlık çoktan ölmüş deyip susup kalacağız.

Yine de ben vicdanı olanlara; ‘Tarafınızı değiştirmeden acıda birleşebilecek misiniz?’ diye sormak istiyorum.

Orada bu çağrımızı duyan vicdanlı kimse var mı? Varsa lütfen ses verin ve ayağa kalkın. Kalkın ki bir sonraki ölümün kimden olacağını düşünerek yaşamayalım.

Lütfen ses verin.

Kaynak:

Sırp Keskin Nişancı Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir

Yabancı Lejyonerler

Sırp keskin nişancı Cizre’de yakalandı.

Bu haberin sosyal medya ve yazılı basında çıkmasından sonra herkesin tartıştığı konu sanırım bu oldu. Tartışmamızın ana mihveri ise asparagas haberlere doğru kaydı. Keskin nişancının milliyeti üzerinden soru soran, hatta kaç para aldığını merak eden bir grup oluştu. Bir kısım ise yakalandıysa bu şahsın nerede olduğunu sordu.

Mesele o kadar ağır ki aslında buradan asparagas haber çıkarmayı nasıl başarabiliyoruz onu bile anlamıyorum. Gün geçmiyor ki şehit ve gazi haberi gelmesin, gün geçmiyor ki bir yerde bomba patlamasın. Yüzbinlerce insan evlerini terk etmiş, dönecek bir evleri bile kalmamışken hala keskin nişancının milliyetine takılanlara tam bir yanıt vereyim ki gerçek haberlere dönebilelim.

Merak edenler için açıklayalım; yakalanan bir Sırp keskin nişancı yok. Ama suçüstü yakalanan onlarca yabancı menşeli faaliyet var. İşin kriminal ve asparagas kısmından kurtulup katili merak eden gerçek insanlar için açıklama yapmakta yarar var.

Evet. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şehir yapılanmasının eğitim aldığı merkezler Suriye’de ve eğitim verenlerin bir kısmı bu toprakların çocukları değil.

Evet. PYD ve YPG üzerinden ciddi bir istihbarat yardımı PKK’ya yabancı devletlere ait birimler tarafından sağlanıyor.

Evet. IŞİD ile mücadele kapsamında PYD’ye yabancı ülkeler tarafından verilen silahların büyük çoğunluğu Türkiye’ye geçmiş durumda ve çatışma ortamında kullanılıyor.

Evet. PKK, PYD üzerinden IŞİD’le mücadele eder gösterilerek uluslararası toplum tarafından bir kahramana dönüştürülmüş durumda .

Evet. PKK ve PYD, Suriye politikasında yabancı güçler tarafından önemli bir aktör haline dönüştürüldüğünden Türkiye içinde de kendisini daha güçlü konumda hissedebiliyor.

Evet. Beyaz Saray’da yapılan bilgilendirme toplantılarında en fazla konuşulan konulardan biri PYD ve Türkiye olduğundan örgüt de kendini uluslararası toplumun bir parçası olarak görebiliyor.

Evet. Türkiye’deki terör faaliyetleri yabancı bir üst akıl tarafından koordine ediliyor ve yönlendiriliyor.

Evet. Barikat sistemleri ve el yapımı patlayıcı düzenekleri, ayrıca savunma biçimleri yabancı uzmanlar tarafından organize edilmiş gibi gözüküyor.

Evet. Bir Sırp keskin nişancı yakalanmamış olsa da bölgede başka yabancı ülkelere ait keskin nişancı olduğu istihbarat tarafından tespit edilmiş durumda.

Evet. Çatışmalarda etkisiz hale getirilen teröristlerin bir kısmı komşu ülke vatandaşları.

Evet. Hala ülkemize kesintisiz şekilde silah ve mermi sevkiyatı devam etmekte. Bu düzeyde sevkiyatın yabancı bir ülke olmadan gerçekleştirilmesi mümkün görülmemekte.

Bu kadar net bilgi verdikten sonra hala “yakalanan bir Sırp keskin nişancı var mı?” diye soran olacak mı bilemem ama “bunlar için belgeniz var mı?” diyen olacaktır.

Ben de asparagas haber peşinde koşmayan vatandaşlarımız için tekrar açıklayacağım. Evet belgesi vardır. Belgeyi arayanlar yıkılan şehirlerimizde, şehitlerimizin ve gazilerimizin kanlarında, evsiz kalan vatandaşlarımızın gözlerindeki yaşlarda ve adliye depolarında adli emanete alınan silah ve mühimmat listelerinde görebilir.

Yok hala belge var mı diye soranlar olursa, demokrasi götürmek iddiasıyla gittikleri ülkelerde geride öksüz, yetim ve vatansız bıraktıkları çocukların anlattıkları hayat hikayelerini dinlemelerini tavsiye ederim.

Bu kadar açıklama üzerine hala “Sırp keskin nişancı var mı?” diye soranlara ise, ‘haydi başka kapıya’ demek geliyor içimden. Siz başka kapıya gidin ki, biz sorunu konuşmaya başlayabilelim.

Not: Sizlerle inşallah bundan sonra pazartesi ve perşembe günleri bu köşede beraber dertleşeceğiz. Tek taraflı bir monolog gibi gözükse de ben sizin sesiniz olduğumu hiç unutmayacağım. Hoş geldiniz.

Kaynak:

PKK’nın Suikast Listesinde İlk Sırada Kim Var Mete Yarar

Mete Yarar Kİmdir

Hayat isterse insana hikaye de, masal da, isterse roman da yazdırır. Aslında hepimiz aynı şekilde teste tabii tutuluruz; kimimiz bundan ders çıkarır roman yazar, kimimiz ise masaldaki gibi dere tepe düz gider dönüp baktığında ise sadece bir arpa boyu yol gittiğinin farkına varır. Hayat yaşadıklarımızdan ders çıkartanlarımız için daha anlamlıdır. Bu dersi çıkarmak içinde illa ki bizlerin yaşaması gerekmez, başkalarının yaşadıklarından da anlamlı mesajlar alınabilir.

Bazen ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı da ayna gibi olan insanlar bize öğretir. Kendimizi görmek için nasıl durgun suya bakıyorsak ruhumuzu görmek içinde  karşılıksız vermeyi başaran ruhu temiz insanların gözlerinin içine bakmak gerekir.

Dervişlerin neden kendilerini bulmak için çok gezdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Kendini bulmanın son demi sanırım doğru insanların gözünün içine bakmak.

Meslek icabı çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Görev yaptığım dönemde de öyle fedakar insanlarla tanıştım ki onlar bana yerimi hep hatırlattı. Benden kıdemli bir abimle uzun bir görev yürüyüşüne çıkmıştım. Onlarca kilometreyi dağda yürüdükten sonra merkeze beraber dönmüştük. Gerekli kontrolleri yaptıktan sonra onlarca saat ayağımıza yapışan botları çıkarmaya başlamıştık. Kendi botumu çıkardıktan sonra bir anda gözüm abimin sol ayağının tabanına takıldı.

-abi ayağın diyebildim. Ayağının altı bir santim kalınlığında bir kan kütlesi ile kaplanmış ve ödem yapmış dedim.

Başını hafifçe aşağıya doğru eğdi ve ayağının tabanına baktı. Eliyle tabanına dokunup bana döndü.

-Mete , ayağımın tabanını hissetmediğim için bu devamlı oluyor dedi. Yıllar önce topuk kopartan mayınına bastım. Ayağımın tabanını o yüzden hissetmiyorum dedi. Uzun yürüyüşlerde tabanımı hissetmediğim için bu ayağımın üzerine daha fazla basıyorum ve daha fazla hasar meydana geliyor dedi. Diğer ayağının altındaki su toplayan yerlerle ilgilenmeye başladı.

Bir anda ayağımın altındaki yaraların hiçbir anlamı kalmadı, tekrar çorabımı ve botumu giyip odadan çıktım.

Görevden ayrıldıktan sonra Sınırsız ve Şahit Olun programları  için Güneydoğu Anadolu bölgesini tekrar gezdim. Bir derviş misali o temiz yürekli insanların gözlerinin içine baktım. Bir kez daha yazılacak onlarca roman olduğunun farkına vardım. Bitmeyen bir kitap misali hayat bizi terbiye etmeye devam ediyor dedim.

Şehirleri gezerken hem askerin hem polisin hem de o çatışma bölgelerinde yaşayan insanların gözlerinin içine bakma onuruna eriştim. Aslında bir müddet sonra kafamı kaldırıp onların gözlerinin içine bakamadım.

Şırnak’ta adını vermeyeceğim bir güvenlik görevlisi ile tanıştım. Başından itibaren alçak gönüllü davranışlarını ve gözü kara cesaretini gördüm. Ben ordayken de çoğu kişinin göze alamayacağı işler yaptığını fark ettim. Ben bölgeden ayrıldıktan sonra da yaptıklarını uzaktan takip etmeye çalıştım.

Her çatışmada ilk safhada olduğunu , başkalarının yara diye rapor alıp gittiği yaralanmalarda kendini tedavi edip göreve devam ettiğini gördüm ve duydum. Son altı aydan beri kaç defa yaralandığı ben bile sayamadım diyebilirim. Bir çoğunu zaten yaralanma saymadığı için tedaviye bile gitmiyordu.

O ve arkadaşları çatışma alanında ya ilk var olanlar ya da ilk gelen takviye ekibi içindeler. Mayına basan  veya roket atılan araçlardan yaralıları da şehitleri de ilk çıkaran çoğunlukla o ve ekibi oluyor. Yaralıları çıkartırken de saatlerce çatışan yine hep  onlar..

Bu kadar gözü kara bir ekip lideri olunca da PKK terör örgütünün suikast listesinde ilk sıraya yerleşiyor. Ankara durumu fark edip kendisini hemen başkente acil kodlu mesaj ile alıyor. İşte gerçek bir liderden bekleneni tekrar yapıyor.

Ankara’ya gidiyor ama yeni atandığı rahat masasına oturmak için değil, araya torpil koyup atama emrini iptal ettirmek için . İki gün uğraştıktan sonra Ankara’dakileri ikna edip tekrar görevinin başına dönüyor. Şimdi O ben bu yazıyı yazarken yine ismini bilmediğim bir mahallede ekibiyle beraber çatışıyor.

Diyarbakır Sur’da gözünün içine bakamadım ama yüreğinin büyüklüğüne şahit olduğum bir vatandaşımızdan da bahsetmeyi görev kabul ederim. Sur’daki barikatların kurulmaya başlandıkları ilk günlerde PKK terör örgütü kendisine biat etmeyen ailelerin evlerine saldırmaya başlamıştı. Onlarca aile evlerinden alabilecekleri malzemeyi alıp kaçar gibi gitmişlerdi. Kalan ailelerin evleri önce silahla taranmaya ve yakılmaya başlanmıştı.

Bir gece 155 polis hattı arandı. Telefondaki ses evlerinin etrafının terör örgütü mensupları ile sarıldığı ve ateş altında olduklarını ve  evlerinin molotoflarla yakılmak istendiğini söylüyordu. Çocuklarını ve eşini banyoya gizlediğini anlatıyor ve polisten yardım istiyordu. Ateş sesleri altında telefonu kapatıyordu.

Polis ekipleri bölgeye hareket ederken polis 155 ‘in telefonu tekrar çalıyordu. Arayan aynı kişiydi. Sesi daha sakin geliyordu.

-Ben düşündüm isterseniz buraya gelmeyin. Burada çok fazlasıyla barikat ve patlayıcı döşenmiş durumda. eğer polisler buraya girmeye çalışırsa onlarca şehit verebilir. Ben hakkımı helal ediyorum buraya gelmeyin.

Hattın ucundaki polis bu konuşma karşısında donup kalıyordu.

Şimdi ben bu vatandaşımın gözünün içine nasıl bakabilirim. O gerçek anlamda “Survivor” ( hayatta kalmaya çalışırken) olurken, yaptığının hiç reyting almadığını ona nasıl söyleyebilirim. Benim için her şeyinden vazgeçen yiğitlerin adının istatistiklere dönmeye başladığını onların gözünün içine bakmadan nasıl anlatabilirim. Hatta onlar kendileri için “Survivor” lık yapmıyor bizim için yapıyorken..

Ben dervişim ve kendi adıma romanımı yazdım. Onların büyüklüğü ve fedakarlıkları karşısında ne olduğumun farkına vardım. Ya …..

Kaynak:

64 No’lu Kule Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir

Gecenin karanlığında bir şeylerin yanlış gittiğini hepsi biliyordu. Günlerdir ilçe merkezinin koordineli bir şekilde baskına uğrayacağı ile ilgili kuvvetli istihbaratlar ardı ardına geliyordu. Belli olmayan yalnızca olası baskının günüydü.

Bundan önce de ilçeye buna benzer saldırılar olmuştu. İlçeye tek noktadan ulaşıldığı için, baskın boyunca havadan takviye hariç bir yardımın gelmesi mümkün değildi. Arazinin sertliği ve hududa yakınlığı gibi faktörler de ilçenin handikaplarıydı. İlçede görevli personel devletin kendilerine sağladı imkanlar ile bu baskını önlemek için üstün bir gayretle çalışıyorlardı. Kendi mevzilerini bir duvar ustası titizliği ile kendileri inşa ediyorlardı.

Daha önceki baskınlardan elde edilmiş tecrübeler neticesinde şehrin kritik yerlerine kule benzeri sabit noktalar yerleştirilmişti. Kule imkanlarla ne kadar güçlendirilse de belli bir dayanma süresi olduğunu onlar da biliyorlardı. Kurşun geçirmez camların da, çelik kapıların da belli bir dayanma gücü vardı.

Kuledeki personel, en kritik noktalara konulduklarının ve kalenin kapısını kendilerinin tuttuklarının farkındaydılar. Onlar dayandıkça bütün noktalar daha emniyette olacaktı. Bu ruh hali içinde, her biri içeride bulunan silahların başında ve tetikte bekliyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ilk saldırının yapıldığı yerlerden biriydi bu nokta. İsterseniz yaşananları onların telsiz konuşmaları üzerinden dinleyelim.

Telsiz konuşmalarından duyduğunuz üzere kuleye onlarca roket ve kurşun isabet etmişti. Kulenin bazı katları kullanılamaz hale gelmişti. Saldırının başlangıcında personelin bir kısmı yaralanmıştı. Vücutlarından akan kanlara rağmen çatışmaya devam ediyorlardı. Çatışma yakın mesafelere inmişti.

Çatışmaya ellerindeki silahlar ile karşı koymaya çalışan personel son durumu üstlerine şu şekilde bildiriyorlardı.

Zaman geçtikçe ilçenin her noktası yoğun saldırılara uğramaktaydı. Güvenlik güçlerinden yaralananlar tedavilerini kendi bulundukları noktada yaparak çatışmalara devam ediyorlardı. Çatışma uzadığından silahlarda şişmeler ve mermi sıkıntıları baş göstermeye başlamıştı. İlk saldırılardan sonra sızma girişimleri de başlamıştı.

Saatler ilerliyor bütün noktalarda olduğu gibi 64 nolu kulede de şişen silahlarını onarıyor ve araçlarla getirilen mermiler ile çatışmaya devam ediyorlardı.

Gelen malzeme takviyesi sayesinde çatışmaya devam eden personelin birçoğu artık yaralıdır. Hiç biri tahliye istemeden göreve devam etmektedir. İlk saldırıdan beri yaklaşık üç saat geçmiştir. Personel moral motivasyonu kendi bildikleri yöntemle sağlamaktadır. Karakol bölgelerinde kalan personel zırhlı araçlarla arkadaşlarına takviyeye gitmektedir. Her noktadan yaralı bilgisi gelmesine rağmen güvenli noktalardaki personel en tehlikeli noktalara gitmekten çekinmemektedir. Bütün telsizlerden geçilen anonslardan anlaşıldığı üzere, bir geri adım atılması dahi söz konusu değildir.

Onlarda ataları gibi Allahın adını anarak direnmekte ve bütün saldırıları püskürtmektedirler. Muhtemelen bazı muhteremler bu haykırışları başka bir şeye yorumlayacak ve büyük cümleler ile atalarınız anabilir ancak bu dönemde bazı terör gruplarının yaptığı şekilde Allah’ın adını öne çıkararak anmanız sakıncalı diyeceklerdir. Ben de onlara inancını bir gün şöyle bir gün böyle dile getir ya da getirme denir mi diye soracağım. Onlar Çanakkale’de ve Sakarya’da direnenlerin çocukları… onlar gibi yaşar, onlar gibi savaşır, onlar gibi Allah’a haykırırlar.

Saatler ilerledikçe ortaya çıkan tablo netleşmiştir. İlçeye yaklaşık altı yüz civarında PKK teröristi saldırmıştır. Personelin üstün gayreti ile de terör örgütüne büyük kayıp verdirilmiş ve bir nokta bile düşürülmemiştir.

Bu yazıyı yazarken özellikle ilçenin ismini ve bu kahramanların ismini yazmadım. Ancak hakikatlerin ve gerçekte ne yaşandığının çok iyi anlaşılması adına ses kayıtlarını da yayınlamayı görev bildim. Şu anda çatışma bölgelerindeki her nokta 64 nolu kule gibi ve içindeki her personel de oradakiler gibi yiğit.

Yiğitler, sizlerin önünde saygı ile eğiliyor ve Allaha emanet olun diyorum.

Kaynak: