Nusaybin de Ne Oluyor Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

Canı pahasına yapılan bir iş ile ilgili konuşmakta yazı yazmakta çok zordur. Adama çok biliyorsan sen gel yap  derler ama öyle bir şansın olamaz. Birisi çıkar da biz canımızla uğraşırken bunlar yazılır mı diye de söyleyebilir. Söylediğimiz bir konu hakkında bir düzenleme yapılsa ve sonuç olumsuz olsa fatura size de kesilebilir. Yazdıklarınız kamplaşmış olan kişiler tarafından birbirinin aleyhinde kullanılmak için yararlanılabilir.

Ben bütün riskleri bir kardeşimin burnunun kanamaması için üstleneceğim. Saygı sınırları içinde kalarak “Nusaybin’de ne oluyor” sorusuna cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle yazıma Nusaybin operasyonları hazırlığı için uğraşırken kazada şehit olan TEM müdürü Gaffar müdürü ve aynı kazada yaralanan Adnan müdürü anmadan başlayamayacağım. Operasyonlarda bu iki değerli müdürün eksikliği hem madden hem de manen hissediliyor. İkisiyle de tanışmak onuruna erişmiştim, çok dikkatli ve planlı çalıştıklarını görmüştüm.

Eğer görevleri başlarında olsalardı bugün omuz omuza mücadele ettikleri jandarma ve kara kuvvetleri birlikleri için büyük faydaları olurdu. Bu tecrübeleri sayesinde masada olup bazı olaylara müdahale etme şansları olabilirdi. Ayrıca eski tecrübelerini ortaya koyarak yanlış adımlardan komuta kademesini uzak tutabilirlerdi.

En ciddi eleştiri olarak “Operasyona jandarma ve pöhler katılıyor kara kuvvetlerine ait komutan komuta ediyor” deniyor. Oysa bu eleştiri aslında çok da yerinde değil.  TSK’ya ait [highlight color=”green”]Özel Kuvvetler Komutanlığı[/highlight] , SAT ve SAS’lar , komando birlikleri ve zırhlı birlikler de bu operasyonlarda yer alıyor. TSK’nın bütün lojistik birimleri, ulaştırma ve istihkam birlikleri de görev yapıyorlar. Böyle olunca bu tez çok da önemli olmuyor.

Ayrıca komuta kademesinin operasyonlarda gerekli inisiyatifi almadığı ile ilgili eleştiriler var. O zaman şu soruyu sormakta yarar var. Bu komutanlar bırakın ellerini taşın altına koymayı, kafalarını kılıcın altına koymuş durumdadırlar. Geçmişte yaşanmış bir çok kötü örnek olmasına rağmen bütün operasyonların altına imza atıyorsa önce bir susun derim. Yıllar geçecek hiç kimse o günlerde neler yaşandığını hatırlamayacak. Bazıları bu işin peşini bırakmayacak ve bu günler dava konusu olacak. Bugün ara gazı veren sosyal medya hesap sahipleri de “yapmasaydınız” deyip çayını yudumlarken sosyal medyada ahkam kesmeye devam edecek.

Evet zaman zaman teknik hatalar yapılmıyor mu evet yapılıyor. Şu anda karşılaştığımız duruma hiç kimse hazırlıklı değildi. Topraklarımızda bu yoğunlukta bir şehir çatışması ile karşılaşan kimse olmadı. Bilinen bütün teknikler de köy ve mezra tipi olaylar içindi.

Ayrıca her ilçenin durumu kendisine özel ve içindeki terörist grubun bilgi seviyesiyle de ilgili.

Sur ve Nusaybin de diğer operasyonlara göre daha fazla şehit ve yaralı verdiğimiz bir gerçek. Bu gerçekliği operasyonel bir hata sonucu olduğunu da söyleyebilirsiniz ya da Güneydoğu’nun en büyük ilinin içinde yürütülen operasyonun zorluğuna da verebilirsiniz. Sur ilk başlanan operasyonlardan birisi olması da unutulmaması gereken bir durumdur.

Nusaybin ise kendi içinde iki handikabı beraber yaşamaktadır. Birincisi sınır hattında bulunması ikincisi ise terör örgütünün operasyonlardan edindiği tecrübelerin tamamını bu alana aktarmış olmasıdır.

Konuştuğum bütün personel Nusaybin’de örgütün tamamen yer altına çekildiğini söylemektedir. Eskiden görünmemek için perde çeken örgüt bunun işe yaramadığını fark edince evlerin içinden duvarları kırarak , sokakları da yer altına kazdığı tüneller ile geçmeye başlamıştır.

Evlerin içi hiçbir örnekte olmadığı kadar bubi tuzağı ile tuzaklanmış durumdadır. Hiçbir şehirde kullanmadığı kadar Zagros 1  ve Zagros 2 yi kullanmaya başlamıştır. Şehrin altına döşediği EYP  lerin toplam miktarı 100 ton civarındadır.

Bombaların imha edilmesini engellemek adına da yeni bir sistem geliştirmişlerdir. Bu sistemi ayrıntılı olara burada ifade etmeyeceğim. Evet Nusaybin’de bir şeyler farklı. Bu farklılık sayın Genelkurmay başkanının dikkatini çekmiş olmalı ki bölgeye gelerek operasyona katılan herkesi dinlemiştir. Konuşmak isteyen farklı birimlere ait personel düşüncelerini komutana aktarmıştır. Bu sırada konuşanların hiç sözü kesilmemiştir. Devamlı not almış ve dinlemiştir.

Toplantı sonunda komuta heyetini toplayarak gerekli emirleri vermiştir. Bölgeden ayrılması ile beraber de personelin haklı istekleri hayata geçirilmiştir. Evet Nusaybin’de bir şeyler oluyor ama bu olan Türkiye’nin her tarafında oluyor. Biz yalnızca oraya angaje olduğumuz için başka bir yeri görmüyoruz.  Ama üzülerek söyleyeyim terör örgütü Türkiye’de öğrendiklerini Suriye’ye aktarmakta orada test edilmekte ve yeni metod tekrar ülkemizde denenmektedir.

Bugün “Nusaybin’de ne oluyor” diye sorduğumuz bir konunun aynısını gelecekte hiç beklemediğiniz il veya ilçe merkezlerimizde inşallah görmeyiz.

Kaynak:

Belçikada ki Terorist Çadırı Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR
Mete YARAR

Brüksel’de yaşanan bombalı terör saldırıları sonrası yine ‘yok artık’ diyebileceğim bir tartışmanın içine girdik. Acılarımızı karşılaştırma yaparak ve acılarımıza destek verilmemesi üzerinden bir tartışma gündemi yarattık.

Meseleyi üç bombalı saldırı sonrasında hayatını kaybeden kadın ve çoluk çocuktan uzaklaştırarak “terörist çadır”a yönelttik. Türkiye’de PKK’nın bombalı saldırılar düzenlemesi sonrasında, Belçika’nın bizim acımızı anlamadığı ve o terörist çadırın meydana nasıl kurdurduğu tartışıldı. Hatta Sayın Başbakan’ın Brüksel gezisi öncesinde bu terörist çadır siyasi bir krize bile yol açtı. Başbakan’ın uçağı bu çadır kalkmadan Brüksel yolculuğuna başlamadı.

Evet, aslında sorun bu terörist çadırdan daha büyük. Başta Belçika olmak üzere birçok AB ülkesinin terör örgütleri ile etkin olarak mücadele etmediğini biliyoruz. Bu yapılan hatalı davranışlarını ülke olarak kabul etmemiz de gerekmiyor. Fakat Belçika bize dönüp bazı sorular sorsaydı acaba biz ne cevap verirdik. Hadi sormaya başlasınlar.

****

Siz ülkemizdeki PKK çadırına kafayı taktınız;

– Peki sizin ülkenizde bombalı saldırı olduktan sonra taziye çadırı altında intihar saldırganı teröristi kahramanlaştırırken acaba ne yaptınız?

– Bizim ülkemizde bazı milletvekillerini PKK terör örgütüne destek vermekle suçlarken siz acaba kendi ülkenizde bununla ilgili ne yaptınız? Kendi Meclis’inizde bütün siyasi partilerin katılımı ile terör olaylarını lanetleyen bir bildiri çıkarabildiniz mi?

– Terör örgütü konusunda kafamızın karışık olduğunu söylüyorsunuz, peki sizin ülkenizde Pe Ke Ke mi desek Pe Ka Ka mı desek tartışmasının ötesine geçebildiniz mi? Ülkenizde PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen kaç kişi var?

****

– Bizim ülkemizde PKK için terörist demediğimizi, ayrılıkçı Kürt savaşcı dediğimizi konuşuyorsunuz. Peki ülkenizde aynı acıyı paylaşan bir toplum olmanıza rağmen gazetelerinizdeki başlıkların bir kısmında hala fail kısmının boş bırakıldığını görmüyor musunuz? (Ankara’da bombalı saldırı oldu vb.)

– Bize sizin acınızı anlamadığımızı ve gerekli tepkiyi vermediğimizi söylüyorsunuz. Peki siz olaylardan bir gün sonra meydanlarda halay çekmediniz mi? Televizyon programlarınızda eğlence programlarına devam etmediniz mi?

– PKK konusunda ne yapacağımıza karar veremediğimizi söylüyorsunuz? Peki birçok siyasi parti olarak sizin kafanız karışık değil mi? Terör liderine bir ara ağır hakaretler ederken sonra sayın düzeyinde konuşmalara gelmediniz mi?

– Bize çok kızdığınızı biliyoruz ama son bir soru daha sormak istiyoruz. Sosyal medya üzerinden ve gerçek hayat üzerinden sizleri takip etmeye çalışırken farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Birinizin teröristinin ismi gerilla oluyor, diğerinin ismi cihatçı, kiminin ise devrim savaşcısı… Sizce ülke olarak terörizm konusunda ortak bir kararınız var mı?

****

Açıkcası adamlar yine kibar da en acılı günlerimizde bu şekilde sorular sorarak bizi üzmüyorlar. Yine bizim kaldırmadığımız bakire seks çadırlar dururken Brüksel’deki çadırı geçici olsa da kaldırıyorlar.

Aslında bir dostumuz çıksa da bize bir acı konuşma yapsa. Başkasına kızdığımız konularda aslında bizlerin de ne kadar yanlış yaptığımızı yüzümüze vursa. Keşke birisi çıkıp dostumuz olarak bizi üzeceğini bildiği halde ağır konuşsa . Birisi çıksa;

Arkadaş siz ne yapıyorsunuz dese…

Kaynak:

Kayıp Kameranın Sırrı Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir

Her faili meçhul kalan cinayet, aslında bir ülkenin geleceğine taşıdığı kara leke gibidir. Arkasında kim olursa olsun çözülen her cinayet ise adaletin ve demokrasinin vazgeçilmezidir. Eğer yaşanan faili meçhul cinayet siyasi bir kişiye doğru yapılmış ise işin boyutu daha da büyümektedir.

Son faili tespit edilemeyen cinayet ise kameraların önünde işlenmiş olsa da arkasında yüzlerce soru işaretini beraberinde getirmiştir. Tahir Elçi, Surda’ki olayların başlangıcında sanki ileriyi görmüş gibi dört ayaklı minarenin önünde bir açıklama yapmak istemişti. Bu açıklamayı yapmak istemesindeki en önemli nedenlerden biri de “dört ayaklı minarenin ayaklarına şarapnel parçaları ve kurşunlar saplanmış olmasıydı.”

***

Tahir Elçi’nin hayatını kaybetmeden önceki son sözleri ise: “İnsanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun. Tarihimize, değerlerimize sahip çıkalım” idi.

Tahir Elçi bu sözleri sarf ettiği yerde, kameraların önünde bir çatışmanın ortasında kalarak hayatını kaybetti. Kameralar önünde olunmasına rağmen birçok iddia da peş peşe söylenmeye başladı. PKK terör örgütünün Sur’daki barikatlara karşı çıkması nedeniyle Tahir Elçi’yi öldürdüğünü söyleyen de polislerin ateşi ile öldürüldüğünü söyleyen de oldu. Bütün kameraların görüntüleri izlenerek gerçeğin ne olduğu anlaşılmaya çalışıldı. Ama hala bu konu hakkında kesin kanıya varılamadı.

***

İşte bu faili meçhul siyasi cinayeti sonlandıracak bir başka kamera kaydının olduğu tespit edilmiş. Sur operasyonları sırasında teslim olan örgüt mensuplarından birinin verdiği ifade her şeyi değiştirebilir gibi gözüküyor. Teslim olan teröristin iddialarına göre, Lice kırsalından Tahir Elçi’nin öldürülmesi için talimat geliyor. Sur’un örgüt sorumlusu olan “Harun” kod adlı kişinin kendisine “olayın olduğu yere giderek kamerasını kurmasını” söylediğini , Mahsum G. ve Uğur Y.’nin olay yerinde Tahir Elçi’yi vuracağını ifade ediyor.

Şahıs olay yerine gidiyor ve kamerası ile her şeyi kaydediyor. İfadeyi veren kişinin iddialarına göre, çekim yaptıktan sonra bu görüntüler Lice kırsalına gönderilmek için hazırlanıyor. Tahir Elçi’nin hayatını kaybettiği olaydan sonra bölgede ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve kontrollerin artırılması nedeniyle kamera dışarıya çıkarılamıyor .

Yakalanan şahsa kameranın nerede olduğu sorulduğunda ise içinden zorla çıkabildiği yıkık binanın enkazının altında kaldığını söylüyor.

Kısaca aktarmaya çalıştığım gibi bütün bu ifadeler yalnızca bir iddia olsa da araştırılması ve sonuca götürülmesi gereken bir veridir. Ben devletin yerinde olsam bu iddiayı ortaya atan teröristin ifadesindeki yeri suç mahalli olarak kabul eder ve tek tek araştırırım.

***

Bu, faili meçhul siyasi cinayetin çözülmesinden çok, hayatını ortaya koyarak çatışmayı önlemeye çalışan bir insan hakları savunucusu için yapılmalıdır. Fikirlerine katılmadığımız insanların hem fikirlerini hem de hayatlarını korumayı başardığımızda aslında gerçek anlamda faili meçhul cinayetlere de son vermiş olacağız.

İddialara göre eğer böyle bir kamera varsa ve olayı her ayrıntısına kadar çekmiş ise bu kamera yalnızca o olayı çözmekle kalmayacak hepimize başka bir bakış açısı katacaktır. Gerçek ve doğrunun bile kamplaşmanın enkazı altında kaldığı bir dönemi yaşasak da buna ulaşmak isteyen sağduyulu insanlar olacaktır. Enkaz altında kalan yalnızca kamera gibi gözükse de aslında her çözemediğimiz siyasi faili meçhul cinayet demokrasimizi enkaz altında bırakmaya devam edecektir.

Birileri kamerayı bularak faili meçhul cinayeti çözmeye uğraşırken bizler de siyasetteki bu gerilimli ortamı yumuşatarak belki yeni siyasi cinayetlerin yaşanmasına engel olabiliriz.

Belki böylece hayatımızı kriminal bir diziden yaşanabilir bir hayata çevirebiliriz.

Kaynak: