Özel Kuvvetler Ziyareti Mete YARAR

Mete YARAR
Binbaşı Mete Yarar
Binbaşı Mete Yarar

Sayın Cumhurbaşkanı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ziyaret ettiğinde herkesin aklına ‘ne oluyor?’ diye sormak gelir. Ziyaret ettiği grubun görev kapsamı değerlendirildiğinde, bu soruyu sormak da aslında çok mantıklıdır.

İşin işine bir de yaşadığımız coğrafyanın durumu katıldığında komplo teorilerinin miktarı çarpılarak artar.

***

Suriye’de veya Irak’ta terör örgütünün sözde lider kadrosuna yapılabilecek örtülü operasyonlar, Suriye’de güvenli bölgenin oluşturulması gibi konular hemen konuşulmaya başlanır. Bazen de aslında çoktan icra edilmiş ancak hiç açıklanmayacak konular için de ziyaret gerçekleştirildiği söylenebilir.

Bu söylenenler bordo bereliler tarafından daha önce gerçekleştirilmiş olduğundan aslında öne sürülen komplo teorilerinin de gerçekliği vardır. Son beş yıldır bu birliğin yaptıkları hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sayın Başbakan tarafından çok iyi bilinmektedir. Bu bilinenler üzerinden bile söylenecek yüzlerce konu vardır.

Bu söyleyeceklerime sakın yurt içinde operasyon yapan güvenlik güçlerimiz alınmasın. Onlar eğitim aldıkları konuda en üst seviyede başarılı görevler yapıyorlar. Fakat Özel Kuvvetler görev kapsamları nedeniyle hem yurt içinde hem de yurt dışında görev yapmaktadırlar. Özellikle de son dönemde yurt dışında yaptıkları faaliyetler nedeniyle ayrı bir övgüyü hak etmektedirler.

***

Hiç yazılmayacak ve konuşulmayacak olaylara imza atarak yalnızca görevlerini icra ediyorlar.

Böyle birliklere ve personele sahip olmak karar verici makamlarda olanlar içinde müthiş bir güçtür. Zamanı geldiğinde bütün seçenekleri yerine getirecek birilerine sahip olmayı kim istemez ki. Düşünün ki; o birliğin girişinde “zor hemen, imkansız biraz zaman alır” diye yazıyorsa kendinizi nasıl güvende hissedersiniz.

Ben yine de Sayın Cumhurbaşkanı’nın bordo berelileri ziyaret etmesine ekstra bir anlam yüklemeyeceğim. Benim yükleyeceğim tek anlam, birliğin son dönemde ulaşmış olduğu eğitim seviyesi ve teknolojik gelişmenin yakından izlendiğidir. Silahlı Kuvvetler’in son dönemde kazanmış olduğu teknolojik gelişmeler sayesinde operasyon yapma derinliği gittikçe artmış durumdadır. Bu derinlik sayesinde ilgi alanı ile etki alanı kavramları birbirlerine yaklaşmaya başlamıştır.

Yurt dışında operasyon yapma derinliğinizde en önemli kriterler sahanın kesintisiz olarak gözetlenmesi, ateş altına alınması ve tahliye kabiliyetine sahip olunmasıdır. Bu üç kabiliyetin kesiştiği nokta Türkiye’nin operasyon yapma derinliğidir. Şunu açıklıkla söylemekte yarar var; bu derinlik geçmişle karşılaştırılamayacak kadar iyi bir noktaya gelmiştir.

Bu gelinen noktada, Özel Kuvvetler Komutanlığı da bazı özel tekniklerle operasyon yapma kabiliyeti kazanmıştır. Bence birliğe kimin gittiği üzerine yorum yapmak yerine, birliğin nereye gittiğine bakmakta yarar vardır.

***

TSK ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı bu noktaya getirenlere ben de bir vatandaş olarak teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bu birlikler sayesinde kaç canın kurtulduğunu ve belanın önlendiğini bilseniz siz de bunlara vesile olanlara şükranlarınızı sunmak istersiniz. Maalesef bunlar hiçbir zaman açıklanmayacak ve bu kahramanları ne bizler ne de bizden sonra gelecekler tanımayacak.

Ama hiçbirimiz bordo berelilerin adını unutmayacağız.

Bordo berelilerle beraber PÖH, JÖH, SAT, SAS ve komando birliklerini yakından takip edin. Çünkü onlar biz yaşarken canlı tarih yazıyorlar. Bir kısmını gözümüzün önünde bir kısmını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz yerlerde yazıyorlar.

Zaten mesele de adınızın hiç anılmayacağı işler yapmaktır. Burada kahramanlık bekleyen öbür dünyada hiçbir şey kazanamaz.

Onların istediği de kahraman olmak değil vatanın daim olmasıdır. Yaşatılacak olan kendi şanları değil Türkiye Cumhuriyeti’nin adıdır.

Sonunu Düşünen Kahraman Olamaz Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

O Şimdi Nusaybin’de General

Sonunu düşünen kahraman olamaz.” Bu söz Kafkasların mücahidi olarak bilinen Şeyh Şamil’e aittir.

Bu söz, bugün ülkemizde yürekli bir şekilde terörle mücadele eden bütün fertleri anlatıyor ve sanki yıllar önce bugünleri düşünerek sarf edilmiş bir cümle gibi duruyor.

Düşünsenize daha önce methiyeler düzdüğümüz onlarca kahramanı sözde PKK itirafçıları yüzünden yıllarca mahkemelerde süründürmedik mi? Efsane diye göklere çıkardıklarımızı o yerin altındaki hücrelere göndermedik mi?

Ya aileler, onları görmezden geldik ve selam bile vermedik. İşe alırken çocukları babalarının mesleklerini söyleyemedi. Korkmadan söyleyenlere ise babanız Ergenekoncu diye sorulara muhatap ettik. O çocukları başları önde eğik çıkarttık.

***

Bütün başarılarını görmezden gelip hiç yokmuşlar gibi Genelkurmay başkanını bile terör örgütü lideri olmakla suçlayarak linç etmedik mi?

Her biri aslan gibi “Devletten gelen başımızın üzerine” diyerek, yurtdışından gelerek mahkemelere çıktılar. Başlarına geleceği bile bile bunu yaptılar. ‘Bize bu elbiseyi devlet verdi bir bildiği var’ dediler. Kendi idam taburelerini kendileri tekmeledi. Kimseye bir eyvallah demediler.

Şimdi onlardan biri Nusaybin’de general rütbesinde bir sektörün komutanlığını yapıyor. ‘Geçmişte beni onlarca adi suçla suçladılar’ demeden, küsmeden, nefret etmeden, geriye dönüp bakmadan aslanlarıyla beraber kahramanca mücadele ediyor.

Evet o şimdi Nusaybin’de general. Benim de çok yakından tanıdığım ve aynı dönemde mezun olduğum devre arkadaşım. Bizim haylazlık yaptığımız dönemlerde kafasını kitaplardan kaldırmayan bir arkadaşımızdı. Harp okulunu dereceyle bitiren ve bizim gözümüzde ileride Genelkurmay başkanı olarak görmek istediğimiz birkaç kişiden biriydi.

***

Senesinde general olacakken, yüzlerce kişiyle beraber kumpaslarla içeriye atılan ve orada yıllarını geçiren kurmay bir subay. Çıktığında aklandığı için birkaç sene sonra terfi eden bir subay. Önüne onlarca kişi geçtiği için belli bir rütbeye kadar ilerleyebilecek bir general. Emekliliğini kazanmış ve en üst haklarını almış bir insan. Bugün ayrılsa hiçbir şeyi kaybetmeyecek bir general. Ama o Nusaybin’de ateş çemberinde görev yapan bir nefer. Yıllar sonra bu görevle ilgili başına ne geleceğini düşünmeden canla başla çalışan bir vatansever. Geçmiş kötü örneklere takılmadan yarınını düşünmeyen onlarca kahramandan biri.

Onlar askerliğe girerken “Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim” diye yemin eden kişiler. Evet o, adlarını hiç bilemeyeceğimiz binlerce yarınını düşünmeden öne atılan kişilerden biri. Onun gibi yüzlerce polis memuru, uzman personel, astsubaylar, subaylar var. Onlar kendileri için koruma zırhı çıkacak kanuna takılmadan öne çıkan yiğitler.

Şimdi bize düşen bu yarını düşünmeden öne atılanlara yarınlarda da onlara dokunulmayacağının garantisini vermek. Maalesef sizleri kurşunlardan korumak için dualarımızdan başka yapacak bir şeyimiz yok. Fakat sizlere kirli ellerin dokunmasına engelleyecek fırsatımız var.

Hani onu bekletmeden verelim.

Kaynek:

Bu İnsanlar da Adam Gibi Adamlar Mete YARAR

Binbaşı Mete Yarar
Mete YARAR
Mete YARAR

Harekat odasında sıradan bir gün. Bugünkü operasyon için son planlamalar ve istihbarat bilgileri paylaşılıyor. Müşterek ortak harekata katılacak olan değişik kuvvetlerden ve disiplinlerden gelen ekipler, planı ayrıntısı ile dinlemeye çalışıyorlar. Herkes hem not alıyor hem de ayrıntıları kafalarına yazmaya çalışıyorlar. Çünkü ani karar vermeleri gerektiği anda kağıda bakmaya zamanları olmayacaktır.

Bilinen bombaların yerleri ve tespit edilen terörist noktaları üzerinden tek tek geçilmeye çalışılıyor. Zaten sorun tespit edilemeyen noktalarda karşılaşılan problemler. Her bir ekip, harekat odasından çıkarken bir kez daha birbirlerinin gözlerinin içine bakıp helalleşiyorlar. Çünkü o kadar ortak operasyona gittiler ki artık bakışlar onlar için yeterli olabiliyor.

                                                                 ***

Çıkışta kapı önünde çay içerek sohbet etmeye çalışıyorlar. Kimse birkaç dakika sonra ne yaşanacağını bilmediği bir operasyona gidecek. Bazıları fazla samimi olmadan bu travmayı atlatmayı kimi de daha fazla sarılarak zaman geçirmeyi tercih ediyor.

Evet. İşte o muhteşem sokak aralarına girdiler. Tank öndeki barikatları yıktı, arkasındaki kepçeler yolu zırhlı geçiş için açtı. Fakat sorun daha başlamadı bile. Teröristler Nusaybin’de bir tankı havaya uçurmaya çalıştılar fakat yalnızca paletlerine zarar verebildiler. Teröristlerin de beklediği araçlardan inecek olan avcılar (ev araması yapan timler böyle anılıyor), bomba uzmanları AB muadilleri gibi bomba koruma elbiseleri ile olay yerine yaklaşamıyor. Çünkü alan çok büyük ayrıca patlayan bombanın büyüklüğü karşısında o elbisenin bir şey yapmayacağını biliyorlar. Önlerinde tonlarca ağırlıktaki araçların metrelerce yukarı fırladığını görmüş insanlar bunlar.

                                                             ***

Buna rağmen bir adım bile geri atmayacak kadar yürekli insanlar.

İlk ateş hakkından vazgeçip evin içinden ateş etmeyi bekleyen teröristin önünden sıçrayanlar da bu insanlar. Her eve hem bomba temizliği hem de evin içinde gizlenmiş terörist olmadığından emin olmak için girmek zorundalar. Her kapının veya bastıkları yerin altında bir tuzağın olduğunu bilmelerine rağmen ileri adım atabilen yürekli insanlar.

Evet onlar bazılarının dediği gibi para karşılığında görev yapan profesyonel insanlar. Tabiî ki göreve başlarına gelecek tehlikeleri bilerek gidiyorlar. Devlet olmanın gereği kurallar içinde kalarak ellerinin kollarının bağlı olduğunu bilecek kadar da eğitim almış insanlar. Bir çoğu operasyonların başladığı andan itibaren bir veya birkaç kez yaralanmış kişiler. Bugüne kadar yüzlerce arkadaşının cenazelerini kaldırmış insanlar.

                                                             ***

Bazılarının sıklıkla demeye çalıştığı gibi maaş alınca herkesin görevini layıkıyla yaptığı bir ülkede yaşamıyoruz. Bu aslanların yaptıklarını yalnızca para ile açıklamaya çalışsanız inanın size çocuklar bile güler. Aldıkları parayı ben size bir gün için vereyim, orada olmayı tercih bile etmezsiniz. Eve girdiğinizde 18 kabloyu kestikten sonra bile tavanın üzerinize çökmesini kaldıramayabilirsiniz.

Allah rızası için, içinizi rahatlatmak için şu yalanları kendinize söylemekten vazgeçin. Onlar profesyonel insanlar, iyi de maaş aldıkları söyleniyor, biz burada daha az mı tehlikedeyiz sanki, zaten ben polis ve askerden hiç hoşlanmam, ben görevimi yaptım şimdi sıra onlarda, ben işimi iyi yapıyorum o da onların sorunu, bu sorunu kim başımıza sardıysa sorunu da o çözsün, ben mağdurum onlar da mağdur ne demek öğrensinler, iktidar demek sorun çözmek demektir, ben muhalefetim benden ne istediler de vermedim. Buna isterseniz siz de onlarca mazeret ekleyebilirsiniz. Hatta bazılarında haklı olabilirsiniz. Fakat bu, aslan yürekli delikanlıların cesaretleri, onurları, vatan sevgileri ve masumiyetleri karşısında hiçbir şey ifade etmez.

Sizler adam gibi adamsınız biz de buna şahitlik ederiz. Peki sizler geri safta duranlar için ne dersiniz?

Kaynak:

Hayat Zapping Yapılacak Yer Değildir Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

Televizyon kanallarının ana haber programları, güneydoğu yaşananları ve terör olaylarını programlarının içinde ellerinden geldiği kadar yansıtmaya çalışıyorlar. Zaman zaman operasyon görüntülerini zaman zaman da şehit cenazelerinden görüntüler veriliyor.

Bir çoğumuzda bu programları ya yemek yerken ya da başka bir işle uğraşırken seyrediyoruz. Dizi seyrederken gösterdiğimiz ilgiyi bu tür programlara çok da fazlasıyla göstermiyoruz. Çoğunlukla bu tür programlar açıkken televizyonun karşısında da olmayız. Bir haber ilgimizi çektiğinde kafamızı kaldırır bir süre takip ederiz ya da içeriden koşarak bir dakikalığına televizyonun karşısına gelir bittiğinde tekrar geri döneriz. Çoğu zaman da tepkimiz birkaç söz söylemek olur. ‘Yapanların elleri kırılsın veya bu hale nasıl geldik’ deriz. Bütün ilgimizde, kafamızı çevirip bakıp sonra dönmek arasında geçen süre kadar olur.

***

Bütün haber kanallarını takip eden ve kafasını oradan kaldırmayan insanlarımız da vardır. Bunlar ya silah arkadaşlarını takip edenler, çatışma bölgesinde sevdiği veya bir yakını olanlar, evi barkı ve yakınları orada olanlar ya da ülke sevdası olan insanlardır. Maalesef hayatları oradan gelecek bir haber üzerine dayalı olduğundan normal yaşama da bir türlü adapte olamazlar.

Çünkü onlar kafanızı çevirerek izlediğiniz haberin içinde yaşayanlardır, onlar haberin öznesidir, sıfatıdır, yüklemidir. Onlar kafanızı bir dakikalığına çevirerek izlediğiniz haberin kendisidir. Haberin sonunda söylediğiniz birkaç kelimenin hiçbir faydasını görmeyen insanlardır. Onlar kafanızı çevirdiğiniz haber yüzünden evleri ve dünyaları yıkılan insanlardır. Onlar kendilerini bu olaylar sırasında yalnız hissedenlerdir. Eşleri çocukları ve sevdikleri orada olduğu için onlar da burada olamayanlardır.

***

Hepimizin orada olması tabiî ki mümkün olamadığına göre bize emanet ederek gittikleri yakınlarına bizler ne kadar sahip çıkabiliyoruz. Aramızda daha rahat olmaları için ne kadar çaba sarf ediyoruz. Mahallemizde, okulumuzda, iş yerimizde, apartmanımızda bizim aramızda olup da akılları ve ruhları bizimle olmayan acaba kaç kişi var mı diye soruyor muyuz? Eğer varsa, yaşı ne olursa olsun kapısını çalıp bir sıkıntıları veya isteğiniz varmı dediniz mi? Gidenlere veya kalanlara bunu yapmak yerine yoksa sizde ‘devlet yapsın’ mı diyorsunuz? 

Kafamızı çevirdiğimiz gibi bir de soyut kavramlara suçu yüklemeye devam ediyoruz. Koca bir soyut kavram olan devlet yapsın diyoruz. Nasıl olsa görev yapanlar kendi istekleriyle oraya gitti ve profesyoneller diyoruz. ‘Benim sorunum zaten başımdan aşkın asıl ben burada hayatta kalmaya çalışıyorum’ diyenlerimiz oluyor. ‘Sen benim ayın sonunu nasıl getirdiğimi biliyormusun?’ diyen de oluyor, zaten bu ülkede yaşayıp tamamen Fransız olan kesim sorunu bile tanımlayamıyor. Bu arada kafa çevirme hareketine topluca devam ediyoruz.

Kafanızı kısa süreliğine çevirdiğiniz problemin aslında sizin hayatınızdan neler çaldığını bilseniz, gözünüzü ondan ayıramazsınız. Şu anda yaşananlar hepimizin yıllardır biriktirdiği kaynaklarımızı, demokrasimizi, eğitimimizi, millet olma özelliklerimizi, psikolojimizi ve güven duygularımızı elimizden alıyor. Evet kafanızı çevirdiğiniz haber birisi için sizden daha önemli olabilir ama sizin o haberin paydası olduğunu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Evet giden hayatları şu anda görmüyor olabilirsiniz ama asıl görmediğiniz çocuklarınızın da hayallerinin yitip gittiğidir.

***

Siz akşam yine televizyonun başına geçin, elinize çayınızı alın ve haberleri izlemeye devam edin. Haber size çok dokunursa kumandanın düğmesine basarak kanalı değiştirin. Size bir uyarı, gelecekte karşılaşacağımız sorunlardan kurtulmak için böyle sihirli bir kumandanız asla olmayacak. Sorunlardan kafanızı çevirip kaçamayacaksınız. Çünkü hayat zapping yapılacak bir yer değil.

Kaynak:

Önümüzdeki Yüzyılın Planlaması Mete YARAR

Mete YARAR

Millet Olmak

Mete YARAR
Mete YARAR

Bazen iyi niyetle cümleye başlıyoruz ardından içinde öyle şeyler söylüyoruz ki biz bile ne kadar büyük bir pot kırdığımızın farkına varamıyoruz. Söz meclisten dışarı diyerek bunu en iyi anlatan bir hikayeyi aktarmak isterim.

Büyükşehirde yaşayan ağa bir gün köyüne geri gelmiş. Gelir gelmez de köylerde yaşayan insanları bir araya getirecek bir yemek organize etmek istemiş. Yanlarında çalışanlara mükellef bir sofra için hazırlıklar yapmalarını emretmiş. Aşçılar günlerce uğraşarak mükellef bir sofra hazırlamışlar. O gün geldiğinde onlarca insan yer sofrasının etrafında oturmuşlar.Yemeğe başlamadan öncede birbiri ile sohbet etmeye başlamışlar.

Ağa hiç kimsenin yemeğe başlamadığını görünce ortaya seslenerek “Dostlar neden yemeğe başlamıyorsunuz” diye sormuş. 

En yaşlı köylü “Ağam adettendir siz başlayın ki bizler de size eşlik edelim.”

Ağa “Dostlar biz her gün yiyoruz, siz buyurun” demiş.

Ortalık buz kesmiş. Önce yaşlılar sonra da diğer köylüler yemeğe ellerini sürmeden yer sofrasından kalkıp gitmişler. Ağanın biz her gün yiyoruz lafını köylüler büyük bir hakaret olarak algılamışlar.

***

İşin özü terörle mücadelede de bazen hiç istemeden öyle hatalı cümleler kuruyoruz ki iyi şeyler yok olup gidiyor. Ortamın gerginliği, terör örgütünün provokasyonları derken sözcükler anlamsızlaşabiliyor. Her söylediğimiz kelimeyi bırakın boğazımızdaki boğumlardan geçerken kontrol etmeyi, bazen aklımıza bile getirmememiz gerekiyor. Köye geri dönmüş ağa gibi olmak istemiyor isek hep orada olmamız gerekiyor.

***

Millet olduğumuzu tekrar hatırlamaya ihtiyacımız olduğu günler bunlar. Bu nedenle de ortak acı ve sevinç kavramını tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Güneydoğuda yaşananları anlatırken de sanki başka bir ülkedeymiş gibi cümle kurmaktan da artık vazgeçmeliyiz.

Aynı masadayız ve aşımızı bölüşeceğiz, aynı milletiz acımız acımız diyeceğiz, yıkılan evleri hep beraber inşa edeceğiz, kırılan kalpleri beraber onaracağız, vatan toprağı için can verenlerin hatıralarına ve emanetlerine beraber sahip çıkacağız. Bunları yaparken de millet olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız.

Çünkü bize bunu hatırlatan onlarca iyi örneğin kötülükler arasında yok olup gitmesine müsaade etmeyeceğiz.

***

İlk mermiyi atma avantajından, karşıdakinin sivil vatandaş olma ihtimali yüzünden vazgeçen yiğitlerimiz için, evindeki buzdolabının üzerine neyi nerede bulacağını yazan ev sahipleri için, kendini kurtarmaya gelecek polisin şehit olacağını düşünerek gelme diyen vatandaşlarımız için, sırtında amcamı veya kucağında çocukları çatışma ortamının dışına taşıyan askerim için, beraber mücadele ederken yaralı polisin üzerine kapanan yiğidim için, her gün bölgeye yemek, mektup ve malzeme gönderen vicdanlı insanlar için, beni arayarak Nusaybin’de yemek pişirmeye gitmek isteyen modern Nene Hatunlar için millet olma özelliğimizden vazgeçmeyeceğiz.

Sevginin, vicdanın ve acının karışımı olan bu günlerde yeniden Çanakkale ruhu ile ayağa kalkacağız.

Kalkacağız ki önümüzdeki yüzyılı planlamaya başlayalım.

Kaynak:

Sanki Futbol Maçı İzliyorum Mete YARAR

Mete YARAR

Hepiniz Oradaydınız

Mete YARAR
Mete YARAR

Şu anda yaşananlara baktığımda sanki bir futbol maçı izler gibi oluyorum. ‘Yönetim istifa’ der gibi ‘Mardin valisi istifa’ diye sesler duyuyorum. Hatta bu sese eşlik etmeyenlerin de ‘Bağırmayan bizden değildir’ sözüyle taciz edildiğini görüyorum. Bu olanlar aslında bir rastlantı değil çünkü bizler  hayatımızı da bir futbol maçı fanatikliğinde yaşamaya çalışıyoruz.

***

Aylarca gol atmış bir forvete ilk gol kaçırdığında ana avrat küfretmeyi seviyoruz. Zaman geçip şampiyon olunduğunda da küfür ettiğimiz adamı omuzlara alıp gezdiriyoruz. Söylemesi ayıptır ‘Mardin valisi istifa etsin’ diyenler hangi golü atmadığını bizlere söyleyebilirler mi? Mardin valisi yönetimsel hatalar yapıyor ve bu yüzden istifa etmeli midir? Hiç anlamamış gibi beraber soralım beraber cevaplayalım. Bu soruları da ‘Müşterek Ortak Operasyon’ yapanlar, sahada canlarını vermiş olan şehitlerimiz ve gazilerimiz için soruyorum. Yoksa bu soruları hayata futbol maçı izleyerek bakan bir grup fanatik için sormuyorum.

Şu anda görev yapan sayın vali ne kadar zaman önce göreve başlamıştır ve bu görev süreci Çözüm Süreci’ni de kapsar mı? Benim bildiğim valinin görev süresi bir yıldır. Mardin’le ilgili bir şey söyleme şansımız yok gibidir. Çözüm Süreci’nde de bölgede, Elazığ’da görev yapmıştır. Bu valinin şu anda yaşanan operasyonlarda fiili anlamda bir yetkisi var mıdır? Operasyon şeklini ve hangi tip silahların kullanılacağına vali mi karar vermektedir? Bu soruyu şunun için sormaktayım. Söylenenler odur ki ‘vali tankların bölgeye girişine izin vermemekte, operasyon şekline karışmakta hatta geçmişte sokağa çıkma yasaklarını uygulatmayarak bu yaşanan tabloya sebep vermektedir’.

Öncelikle temmuz ayında yayınlanan bir genelgeyle; valiler operasyon iznini ve sokağa çıkma yasağını vermekte onun dışındaki olayın bir nevi dışında kalmaktadır. Operasyon izni için başvuran makam öncelikle operasyonda kullanacağı silah ve kuvvet miktarını izin başvurusunda belirtmektedir. Bu nedenle ‘vali tankları bölgeye sokmadı’ veya ‘her atışta ondan izin alıyorlar’ deyimi çok da yerinde bir suçlama olmamaktadır. Sahada alınacak kararlarda yetkili, müşterek ortak operasyonu yöneten kişi olmaktadır. Burada yöntemlerle ilgili bir sıkıntı olduğu fark edilince de sayın Genelkurmay Başkanı Nusaybin’e gelerek operasyona katılan kişilerle konuşma gereği hissetmiştir. Durumu düzeltmek adına değişiklikler yapılmış ve istenen ilave malzemeyi de ivedi olarak bölgeye sevk emrini vermiştir. Yani ‘tank sokulmadı’ söylemi bana çok da inandırıcı gelmemektedir.

***

‘Vali acaba polisin ve jandarmanın 7 Haziran öncesinde operasyon yapmasına izin mi vermemiştir de bu vahim tablo ile karşılaşılmıştır’ diyenler olmaktadır. Tam burada size bir hatırlatma yapmak istiyorum. 7 Haziran öncesinde Mardin Mazı Dağı bölgesinde bir operasyon yapılmış ve terör örgütü mensupları etkisiz hale getirilmişti. Bu operasyonun ardından yine bazı kesimler operasyon emrini veren valiyi çözüm sürecini baltalamakla suçlamıştı. Sizce bu operasyon emrini veren ve şimdi de vermedi diyen suçlanan aynı vali olmasın sakın. 4 Mart 2015’te göreve atanan ve hemen operasyon emrini veren kişi şimdi çözüm sürecinde kafasını çeviren kişi olarak suçlanıyor. İşte Türkiye böyle bir yer, geçmişin hiç önemli olmadığı ve sorgulanmadığı bir yer. Suçlayanın ahlaken de  hukuken de sorumluluğu da olmadığı bir yerdeyiz. Peki vali operasyonu baltalamak için operasyon merkezine müdahale etmekte midir? Bu konuyla ilgili olarak suçlama ‘polislere, askerlerle konuşmayın diye baskı yaptığı’ şeklindedir. Sorduğum kadarıyla Nusaybin’de küçük dev adam diye ünlenen ilçe emniyet müdürünü oraya atayan kendisidir. Bu atamayı yapan kişinin sahayı baltalamak istemesini açıkçası çok da anlamlandıramadım.

Bir sorun olduğu kesin, en sorumsuz ve masum olanlar da sahada canını ortaya koyan asker ve polisler. Çözüm süreci dahil olmak üzere bütün olanları tribünden izleyenlere şimdi sormak istiyorum. Biz söylerken barışı engellemekle suçladınız şimdi de gerçekleri söylediğimiz için neyle suçlayacaksınız. Hiç lafı kıvırmayın ister top oynayan, ister yönetici ister taraftar isterseniz televizyon başında olun hepiniz oradaydınız kardeşim. Hepimiz oradaydık…
Bence doğru slogan ‘Mardin Valisi istifa’ yerine ‘Böyle taraftar olacaksanız siz taraftarlıktan istifa edin’ olmalı. Çünkü kime gol attığınızın farkında bile değilsiniz. Sloganla hala sorunun çözüleceğini düşünüyorsunuz. Bu maç değil ve sonunda kaybettiğimiz üç puan yok. Yitip giden canlarımız var. Biraz daha ciddi olun.

Sorumlu kimse onu bulalım ve hep beraber düzeltmeye çalışalım. Bu hayat adam asmaca oyunu değil. Yaşadığımız sürecin adı ‘hayatta tutma’ olmalı. Bu da önce taraftar psikolojisinden çıkmakla olacaktır.

Kaynak:

İncirlik Tahliyesi Neyin Habercisi Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR
Mete YARAR

Ne güzel, başka bir ülkedeki terör saldırısı nedeniyle vatandaşlarının tahliyesini istemek. Hatta istemeyi bırakın bunu belki ilk kez tahliye emri gibi lanse etmek. Aslında o ülke açısından baktığınızda çok da haksız gibi gözükmüyor diyen olsa da bence ciddi anlamda haksızlık.

Bekara boşanmak kolaydır derler. Hadi istersen kendi ülkende de böyle bir çağrıdan sonra tahliye kararı ver.

11 Eylül saldırısına uğradığında bütün ülkeleri teröre karşı yanında durmaya ve ortak hareket etmeye çağıran bir ülkenin, NATO’nun uç karakolundaki ülkesinden apar topar çıkması hiç de adil değil. Üstelik yarattıkları IŞİD’i ve PKK’yı başımıza bela ettikten sonra bunu yapmaları hiç de affedilir değil.

***

Üstelik aileler dahil olmak üzere bütün personelin üssün içerisinde yaşam olanakları olmasına ve dışarıya çıkmadan eğitim, spor, sinema ve sosyal hayata devam edecekleri her türlü tesisleri bulunmasına rağmen bu acil emirle tahliye ile neyi amaçlıyorlar.

Ayrıca ABD ile ortak kullanılan tesislerin korunması müşterek yapılırken ve en ufak bir ihmale izin verilmezken bu panik nedendir.

Bu panik havasında boşaltma kararı ile ülkemizdeki vatandaşlar ve ülkemize ziyarete geleceklerin kafasında uyanabilecek kuşkular bence hiç umursanmamış gözüküyor.

Bu etkiye bir de İsrail’in vatandaşlarını uyarmasını eklediğiniz de terör karşısında içinden çıkılmaz bir kaos havası yaratılıyor.

Herkesin aklına onlarca senaryo geliyor. Bu bir sıradan terör saldırısı olamaz, bu başka bir şeydir dedirtiyor. Acaba Amerikan askerlerini üslerin içinde bile güvensiz hale getirebilecek nasıl bir saldırı olabilir diye insanlar sormaya başlıyor. İnanın yıllardır insanları panik havasına sokacak bir uyarı yapmadım, bundan sonra da yapmayı düşünmüyorum. Fakat bu tahliyenin şekli herkes gibi beni de senaryo üzerinde çalışmaya itiyor.

***

Bu emirle tahliye tel örgünün arkasında kalarak engellenemeyecek bir saldırıyı, sokakların karışacağı bir durumu veya son zamanlarda bazı Amerikalıların sıklıkla pompalamaya başladıkları siyasete dışarıdan müdahaleyi işaret ediyor diye senaryoları bir biri ardına sıralıyorum. İşte benim itirazım da bu, kimsenin müttefikini bu duruma düşürmeye hakkı yoktur. Avrupa’da bombalar ardı ardına patlarken ve içinde ABD vatandaşları da hayatlarını kaybederken kısıtlama getirmeyenler, Türkiye’deki vatandaşlarını Avrupa’daki üslere taşırken sizce biz ne hissedeceğiz.

Bu okumalara bir başka analizi daha eklemek istiyorum. Aynı zamanda PKK’nın şehirdeki çatışmayı sonlandırdığı ve hata yaptığı açıklamasını bütün açıklamalar ile beraber okumanızı tavsiye ediyorum.

Bir komploya ve aklamaya gidecek sinir uçlarımızı hoplatacak bir IŞİD saldırısına da hazırlıklı olmak gerekiyor. Türkiye’de iç siyaseti dizayn eden IŞİD saldırılarının bir benzerinin ya da daha kötüsünün  PYD’nin pozisyonunu güçlendirmek için yapılmasından endişe ediyorum.

***

Peki biz bu durum da ne yapalım arkadaşlar, hadi hep beraber çocuklarımızı ve ailelerimizi tahliye mi edelim. Ya da hiç sokağa çıkmayalım ve camlarımızı açmayalım mı?

Yıllardır hep aynı şeyi söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim. Hiç kimse senin kadar çocuklarını ve aileni sevemez diyorum. Onları da sizin gibi canınız pahasına koruyamaz. Hep beraber olacağız ve bir olarak buradan çıkacağız. Bizi tek tek öldüremeyeceklerini ve oyunu deşifre ettiğimizi önceden haykıracağız.

İşin esası herkese filmin sonundaki katili söyleyeceğiz. Evet biz katili biliyoruz. Adı da…

Kaynak:

Belçikada ki Terorist Çadırı Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR
Mete YARAR

Brüksel’de yaşanan bombalı terör saldırıları sonrası yine ‘yok artık’ diyebileceğim bir tartışmanın içine girdik. Acılarımızı karşılaştırma yaparak ve acılarımıza destek verilmemesi üzerinden bir tartışma gündemi yarattık.

Meseleyi üç bombalı saldırı sonrasında hayatını kaybeden kadın ve çoluk çocuktan uzaklaştırarak “terörist çadır”a yönelttik. Türkiye’de PKK’nın bombalı saldırılar düzenlemesi sonrasında, Belçika’nın bizim acımızı anlamadığı ve o terörist çadırın meydana nasıl kurdurduğu tartışıldı. Hatta Sayın Başbakan’ın Brüksel gezisi öncesinde bu terörist çadır siyasi bir krize bile yol açtı. Başbakan’ın uçağı bu çadır kalkmadan Brüksel yolculuğuna başlamadı.

Evet, aslında sorun bu terörist çadırdan daha büyük. Başta Belçika olmak üzere birçok AB ülkesinin terör örgütleri ile etkin olarak mücadele etmediğini biliyoruz. Bu yapılan hatalı davranışlarını ülke olarak kabul etmemiz de gerekmiyor. Fakat Belçika bize dönüp bazı sorular sorsaydı acaba biz ne cevap verirdik. Hadi sormaya başlasınlar.

****

Siz ülkemizdeki PKK çadırına kafayı taktınız;

– Peki sizin ülkenizde bombalı saldırı olduktan sonra taziye çadırı altında intihar saldırganı teröristi kahramanlaştırırken acaba ne yaptınız?

– Bizim ülkemizde bazı milletvekillerini PKK terör örgütüne destek vermekle suçlarken siz acaba kendi ülkenizde bununla ilgili ne yaptınız? Kendi Meclis’inizde bütün siyasi partilerin katılımı ile terör olaylarını lanetleyen bir bildiri çıkarabildiniz mi?

– Terör örgütü konusunda kafamızın karışık olduğunu söylüyorsunuz, peki sizin ülkenizde Pe Ke Ke mi desek Pe Ka Ka mı desek tartışmasının ötesine geçebildiniz mi? Ülkenizde PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen kaç kişi var?

****

– Bizim ülkemizde PKK için terörist demediğimizi, ayrılıkçı Kürt savaşcı dediğimizi konuşuyorsunuz. Peki ülkenizde aynı acıyı paylaşan bir toplum olmanıza rağmen gazetelerinizdeki başlıkların bir kısmında hala fail kısmının boş bırakıldığını görmüyor musunuz? (Ankara’da bombalı saldırı oldu vb.)

– Bize sizin acınızı anlamadığımızı ve gerekli tepkiyi vermediğimizi söylüyorsunuz. Peki siz olaylardan bir gün sonra meydanlarda halay çekmediniz mi? Televizyon programlarınızda eğlence programlarına devam etmediniz mi?

– PKK konusunda ne yapacağımıza karar veremediğimizi söylüyorsunuz? Peki birçok siyasi parti olarak sizin kafanız karışık değil mi? Terör liderine bir ara ağır hakaretler ederken sonra sayın düzeyinde konuşmalara gelmediniz mi?

– Bize çok kızdığınızı biliyoruz ama son bir soru daha sormak istiyoruz. Sosyal medya üzerinden ve gerçek hayat üzerinden sizleri takip etmeye çalışırken farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Birinizin teröristinin ismi gerilla oluyor, diğerinin ismi cihatçı, kiminin ise devrim savaşcısı… Sizce ülke olarak terörizm konusunda ortak bir kararınız var mı?

****

Açıkcası adamlar yine kibar da en acılı günlerimizde bu şekilde sorular sorarak bizi üzmüyorlar. Yine bizim kaldırmadığımız çadırlar dururken Brüksel’deki çadırı geçici olsa da kaldırıyorlar.

Aslında bir dostumuz çıksa da bize bir acı konuşma yapsa. Başkasına kızdığımız konularda aslında bizlerin de ne kadar yanlış yaptığımızı yüzümüze vursa. Keşke birisi çıkıp dostumuz olarak bizi üzeceğini bildiği halde ağır konuşsa . Birisi çıksa;

Arkadaş siz ne yapıyorsunuz dese…

Kaynak:

Virüs Benzeri Terör Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete YARAR
Mete YARAR

Bana bir çok ortamda 7 Haziran sonrasında başlayan terör olaylarındaki artışın nasıl engelleneceği konusunda ne yapıldığı soruluyor. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum…

Yeni terör sarmalını Ebola virüsüne benzetebilirsiniz. Bir ülkede böyle bir virüs yayıldığında neler yaşanıyor ise bu yeni terör konsepti ve sarmalı karşısında da aynı şeyler yaşanıyor. Öncelikle bu hastalığın ne olduğu ve nereye saldırdığı araştırılıyorsa, terör olaylarında da şu anda aynı şeyler yapılıyor. Terörün teşhisi yapılırken neyi amaçladığı da bulunmaya çalışılıyor. Maalesef terör örgütünün neyi amaçladığı konusunda ülke içinde bir konsensüs sağlanmış gözükmüyor. Terördeki bu artışın nedenini kimisi çözüm sürecinin bitirilmesine bağlıyor kimisi başkanlık seçimiyle ilişkilendiriliyor. Kimisi de Suriye ve Irak dahil olmak üzere bölgenin yeniden şekillenmesinin bir sonucu olduğunu söylüyor. Açıkçası teşhis konulamadığı için de terör sorununa, tespit edilemeyen hastalıklarda olduğu gibi antibiyotik tedavisi uygulanıyor.


***

Terör, aynı virüs gibi direkt öldürmeye gücü yetmeyeceği için hayati organlara saldırıyor. Ankara’nın göbeğinde bombaları ardı ardına patlatarak da bu isteğine ulaşmaya çalışıyor. Vücut direnç göstermesi gerekirken bir anda sistem güçsüz düşmeye başlıyor. Aynı bizde olduğu gibi her bombanın ardından daha güçlü bir direnç göstermemiz gerekirken iyice içimize kapanıp kamplara bölünüyoruz. Bu yazımı yazarken İstiklal’de yine bomba patlıyor ve yine konuşulması gerekenler konuşulmadan kriminal konulara dalıyoruz. Biz kriminal olayları tartışırken birileri hayatta kalmaya çalışıyor ve görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Aynı Ebola’da olduğu gibi bütün birimler kritik merkezlere adamlarını gönderiyorlar. Hastanın hayatta kalması için maddi ve manevi bütün gayretler gösteriliyor.

Çeşitli ülkelerdeki birçok terörle mücadele merkezine hem Emniyet teşkilatından hem de Silahlı Kuvvetlerden eğitmen seviyesinde tabiri caizse ulaklar gönderilmiş durumda. Bunlar sistemi yerinde inceleyerek Türkiye’ye adapte edilecek konuları tespit ederek öğrenmeye çalışıyorlar.

Ayrı bir eğitmen ekip çatışma bölgelerinde bulunarak yaşananları gözlemlemeye çalışıyor ve bir küçük ipucundan doğru çözümün ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Her bölgede teröristlerin uyguladığı şablon tespit edilmeye çalışılıyor. Bu şablon üzerinden çözümler üretiliyor. Çatışma bölgelerinde personelin kendi başına bulduğu iyi bir nokta kayıt altına alınarak diğer ekiplere iletmesi için eğitim merkezlerindeki personele aktarılıyor. Bu çalışmaların bir kısmına gözlerimle şahit olduğum için çalışmanın temposunun inanılmaz olduğunu söyleyebilirim. Eğitim merkezlerindeki personel gelen bir uygulamayı kendi elleriyle kurdukları küçük eğitim alanlarında test etmeye çalışıyorlar. Amaç sahadaki personelin hayatta kalmasına yarayacak bir metodun tespit edilmesi.

***

Birbirinden farklı konseptlerde eğitilen güvenlik personeli ortak eğitim havuzları kurarak bilgi paylaşımlarında bulunuyorlar. Özel Kuvvet Komutanlığı, Dağ ve Komando Okulu, Jandarma Birlikleri, SAT ve SAS birimleri, Polis Özel Harekat unsurları birbirlerine eğitmenlerini göndererek farklı bakış açılarından yararlanmaya çalışıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi eğitim merkezlerinde küçük birer şehirler kurularak bütün modeller burada denenmeye çalışılıyor. Yurt dışına gönderilen ekipler, teknolojik olarak bütün sistemleri yerinde inceliyor ve insan hakları kısıtlamaları değerlendirilerek direkt alımlarla malzemeler satın alınmaya çalışılıyor. İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombaların yüzlerce misli her gün farklı şehirlerin içinde patlamaya devam ediyor. İstanbul da patlayan bombanın daha fazlası aynı gün Nusaybin’de patladı ve üç güvenlik görevlisi şehit oldu. 40’a yakın personel ise yaralandı. Maalesef terör sivil vatandaşlarımızı Güneydoğu’da evine sokmazken batıda evinden çıkmamaya zorluyor.

Kaynak:

Kayıp Kameranın Sırrı Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir

Her faili meçhul kalan cinayet, aslında bir ülkenin geleceğine taşıdığı kara leke gibidir. Arkasında kim olursa olsun çözülen her cinayet ise adaletin ve demokrasinin vazgeçilmezidir. Eğer yaşanan faili meçhul cinayet siyasi bir kişiye doğru yapılmış ise işin boyutu daha da büyümektedir.

Son faili tespit edilemeyen cinayet ise kameraların önünde işlenmiş olsa da arkasında yüzlerce soru işaretini beraberinde getirmiştir. Tahir Elçi, Surda’ki olayların başlangıcında sanki ileriyi görmüş gibi dört ayaklı minarenin önünde bir açıklama yapmak istemişti. Bu açıklamayı yapmak istemesindeki en önemli nedenlerden biri de “dört ayaklı minarenin ayaklarına şarapnel parçaları ve kurşunlar saplanmış olmasıydı.”

***

Tahir Elçi’nin hayatını kaybetmeden önceki son sözleri ise: “İnsanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun. Tarihimize, değerlerimize sahip çıkalım” idi.

Tahir Elçi bu sözleri sarf ettiği yerde, kameraların önünde bir çatışmanın ortasında kalarak hayatını kaybetti. Kameralar önünde olunmasına rağmen birçok iddia da peş peşe söylenmeye başladı. PKK terör örgütünün Sur’daki barikatlara karşı çıkması nedeniyle Tahir Elçi’yi öldürdüğünü söyleyen de polislerin ateşi ile öldürüldüğünü söyleyen de oldu. Bütün kameraların görüntüleri izlenerek gerçeğin ne olduğu anlaşılmaya çalışıldı. Ama hala bu konu hakkında kesin kanıya varılamadı.

***

İşte bu faili meçhul siyasi cinayeti sonlandıracak bir başka kamera kaydının olduğu tespit edilmiş. Sur operasyonları sırasında teslim olan örgüt mensuplarından birinin verdiği ifade her şeyi değiştirebilir gibi gözüküyor. Teslim olan teröristin iddialarına göre, Lice kırsalından Tahir Elçi’nin öldürülmesi için talimat geliyor. Sur’un örgüt sorumlusu olan “Harun” kod adlı kişinin kendisine “olayın olduğu yere giderek kamerasını kurmasını” söylediğini , Mahsum G. ve Uğur Y.’nin olay yerinde Tahir Elçi’yi vuracağını ifade ediyor.

Şahıs olay yerine gidiyor ve kamerası ile her şeyi kaydediyor. İfadeyi veren kişinin iddialarına göre, çekim yaptıktan sonra bu görüntüler Lice kırsalına gönderilmek için hazırlanıyor. Tahir Elçi’nin hayatını kaybettiği olaydan sonra bölgede ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve kontrollerin artırılması nedeniyle kamera dışarıya çıkarılamıyor .

Yakalanan şahsa kameranın nerede olduğu sorulduğunda ise içinden zorla çıkabildiği yıkık binanın enkazının altında kaldığını söylüyor.

Kısaca aktarmaya çalıştığım gibi bütün bu ifadeler yalnızca bir iddia olsa da araştırılması ve sonuca götürülmesi gereken bir veridir. Ben devletin yerinde olsam bu iddiayı ortaya atan teröristin ifadesindeki yeri suç mahalli olarak kabul eder ve tek tek araştırırım.

***

Bu, faili meçhul siyasi cinayetin çözülmesinden çok, hayatını ortaya koyarak çatışmayı önlemeye çalışan bir insan hakları savunucusu için yapılmalıdır. Fikirlerine katılmadığımız insanların hem fikirlerini hem de hayatlarını korumayı başardığımızda aslında gerçek anlamda faili meçhul cinayetlere de son vermiş olacağız.

İddialara göre eğer böyle bir kamera varsa ve olayı her ayrıntısına kadar çekmiş ise bu kamera yalnızca o olayı çözmekle kalmayacak hepimize başka bir bakış açısı katacaktır. Gerçek ve doğrunun bile kamplaşmanın enkazı altında kaldığı bir dönemi yaşasak da buna ulaşmak isteyen sağduyulu insanlar olacaktır. Enkaz altında kalan yalnızca kamera gibi gözükse de aslında her çözemediğimiz siyasi faili meçhul cinayet demokrasimizi enkaz altında bırakmaya devam edecektir.

Birileri kamerayı bularak faili meçhul cinayeti çözmeye uğraşırken bizler de siyasetteki bu gerilimli ortamı yumuşatarak belki yeni siyasi cinayetlerin yaşanmasına engel olabiliriz.

Belki böylece hayatımızı kriminal bir diziden yaşanabilir bir hayata çevirebiliriz.

Kaynak: