Kategoriler
Güncel Haberler

Sonunu Düşünen Kahraman Olamaz Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR

O Şimdi Nusaybin’de General

Sonunu düşünen kahraman olamaz.” Bu söz Kafkasların mücahidi olarak bilinen Şeyh Şamil’e aittir.

Bu söz, bugün ülkemizde yürekli bir şekilde terörle mücadele eden bütün fertleri anlatıyor ve sanki yıllar önce bugünleri düşünerek sarf edilmiş bir cümle gibi duruyor.

Düşünsenize daha önce methiyeler düzdüğümüz onlarca kahramanı sözde PKK itirafçıları yüzünden yıllarca mahkemelerde süründürmedik mi? Efsane diye göklere çıkardıklarımızı o yerin altındaki hücrelere göndermedik mi?

Ya aileler, onları görmezden geldik ve selam bile vermedik. İşe alırken çocukları babalarının mesleklerini söyleyemedi. Korkmadan söyleyenlere ise babanız Ergenekoncu diye sorulara muhatap ettik. O çocukları başları önde eğik çıkarttık.

***

Bütün başarılarını görmezden gelip hiç yokmuşlar gibi Genelkurmay başkanını bile terör örgütü lideri olmakla suçlayarak linç etmedik mi?

Her biri aslan gibi “Devletten gelen başımızın üzerine” diyerek, yurtdışından gelerek mahkemelere çıktılar. Başlarına geleceği bile bile bunu yaptılar. ‘Bize bu elbiseyi devlet verdi bir bildiği var’ dediler. Kendi idam taburelerini kendileri tekmeledi. Kimseye bir eyvallah demediler.

Şimdi onlardan biri Nusaybin’de general rütbesinde bir sektörün komutanlığını yapıyor. ‘Geçmişte beni onlarca adi suçla suçladılar’ demeden, küsmeden, nefret etmeden, geriye dönüp bakmadan aslanlarıyla beraber kahramanca mücadele ediyor.

Evet o şimdi Nusaybin’de general. Benim de çok yakından tanıdığım ve aynı dönemde mezun olduğum devre arkadaşım. Bizim haylazlık yaptığımız dönemlerde kafasını kitaplardan kaldırmayan bir arkadaşımızdı. Harp okulunu dereceyle bitiren ve bizim gözümüzde ileride Genelkurmay başkanı olarak görmek istediğimiz birkaç kişiden biriydi.

***

Senesinde general olacakken, yüzlerce kişiyle beraber kumpaslarla içeriye atılan ve orada yıllarını geçiren kurmay bir subay. Çıktığında aklandığı için birkaç sene sonra terfi eden bir subay. Önüne onlarca kişi geçtiği için belli bir rütbeye kadar ilerleyebilecek bir general. Emekliliğini kazanmış ve en üst haklarını almış bir insan. Bugün ayrılsa hiçbir şeyi kaybetmeyecek bir general. Ama o Nusaybin’de ateş çemberinde görev yapan bir nefer. Yıllar sonra bu görevle ilgili başına ne geleceğini düşünmeden canla başla çalışan bir vatansever. Geçmiş kötü örneklere takılmadan yarınını düşünmeyen onlarca kahramandan biri.

Onlar askerliğe girerken “Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim” diye yemin eden kişiler. Evet o, adlarını hiç bilemeyeceğimiz binlerce yarınını düşünmeden öne atılan kişilerden biri. Onun gibi yüzlerce polis memuru, uzman personel, astsubaylar, subaylar var. Onlar kendileri için koruma zırhı çıkacak kanuna takılmadan öne çıkan yiğitler.

Şimdi bize düşen bu yarını düşünmeden öne atılanlara yarınlarda da onlara dokunulmayacağının garantisini vermek. Maalesef sizleri kurşunlardan korumak için dualarımızdan başka yapacak bir şeyimiz yok. Fakat sizlere kirli ellerin dokunmasına engelleyecek fırsatımız var.

Hani onu bekletmeden verelim.

Kaynek:
Kategoriler
Güncel Haberler

Ateş Altındaki Kilis Mete YARAR

Mete Yarar Kİmdir
Mete Yarar Kİmdir

Kilis Ateş Altında

Serhat ili , sınır ili olmak hep zordur be kardeşim. Hep sorunu göğüsleyen ilk siz olursunuz. Göçü de siz alırsınız, sınır olayları da sizin orada olur, işgali de hep ilk siz göğüslemek zorunda kalırsınız. Dramlara da hep sizler ilk şahit olursunuz.

“İlk defa ayak bastığım bu Türk toprağındaki uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet asla ölmeyecektir. Var olun aziz Kilisliler.” Mustafa Kemal Atatürk bu sözü 28 Ekim 1918 yılında sarf etmiştir.

Belki daha sonra başlayacağı Kurtuluş Savaşı için feyz aldığı birkaç yerden birisidir. Yıldırım ordularını Anadolu’ya çekerken duygulandığı yerdir.

***

İngiliz ve onların yanında yer alan aşiretlerinin saldırılarından orduyu tek parça olarak yurda çekme telaşı içindedir. Bu harekat sırasında Kilislilerin silahlanıp ordunun çekilme yollarını tuttuğunu ve kendisini korumaya onlarca atlının geldiğini fark eder Mustafa Kemal Atatürk. Ardından da yukarda ki sözü sarf eder.

Evet Kilislilerin ataları bu kadar cesur ve yüreklidir. Bugün de aynı yürekliliği göstermeye devam ediyorlar. Onlarca saldırının göbeğinde yer alırken ve il nüfusunun nerdeyse üçe katlandığı bir ortamda hayatlarını sakince sürdürmeye çalışıyorlar.

***

Dünden beri yaşananlara fazla takılmadan bu insanları önce tebrik etmek lazım. Sonra ise IŞİD ne yapıyor onu anlatmak gerekiyor. IŞİD Türkiye ile sınır bağlantısını kaybetmek istemiyor. Ayrıca ÖSO’ya saldırarak Halep ana ikmal hattını ele geçirmek istiyor. Bu hattı ele geçirir ise geçecek malzemeden pay alabilmeyi ve Türkiye üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.

Türkiye ve koalisyon güçleri, destekledikleri muhalif gruplar üzerinden IŞİD’i Türkiye sınırından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bunu zaman zaman başarsalar da açıkcası doğru bir strateji  sürdürmekte zorlanılmaktadır. Kazanılan yerler çok kısa bir sürede tekrar kaybedilmektedir. Bu konuda desteklenen muhalif grupların hataları olsa da asıl sorun koalisyon güçlerinin PYD’ye verdikleri desteğin çok azını bu gruplara vermelerinden kaynaklanmaktadır. PYD’ye koalisyon güçleri, Rus ve İran ittifakı ve Suriye devlet güçleri aktif hava ve kara desteği vermektedir. Oransal anlamda söylemek gerekirse 100 birim PYD’ye destek verilirse bir birim Türkiye sınırındaki muhaliflere destek verilmektedir. PYD önünde sıkışan IŞİD, Türkiye sınırında kazanım elde ederek rahatlamaya çalışmaktadır.

***

IŞİD araçlara monte edilen seyyar fırlatma sistemleri üzerinden Kilis’e saldırmaya devam etmektedir. Açıkcası bunları İsrail’de olduğu gibi havada vuracak bir silah sistemine de sahip bulunmamaktayız. Şu anda yaptığımız, tespit radarları ile atış yapılan noktayı belirlemek ve fırtına obüsleri ile karşı ateş altına almaktır. Bu yetmez ise IŞİD mevzilerini havadan ve karadan vurmaktır. Bu önlemlerin hiçbiri kısa dönemde bu saldırıları kesmeye yetmeyecektir. Tek çıkış noktası, IŞİD’i elinde bulundurduğu en uzun menzilli silahın kapsama alanının dışına çıkacak kadar Türkiye sınırından uzaklaştırmaktır.

***

Bunu da muhalifleri, daha aktif bir şekilde destekleyerek  yapmak  gerekmektedir. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde Suriye’de ne yaşanacağını, bugün bu yazıyı yazarken bölgede incelemelerde bulunan Sayın Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı ile MİT Müsteşarı’nın gezisi belirleyecektir.

Hangi karar alınırsa alınsın bu sınır ilimizin sıkıntısı bir süre daha devam edecektir. Mesele atılan roketlerin Kilis’e  değil bütün vatana atıldığının fark edilmesidir.

Ben Atatürk’ün Kilisliler için sarf ettiği sözden daha güzel bir söz söyleme şansına sahip değilim.

Ama en azından başımız sağ olsun ve geçmiş olsun diyebilirim.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Önümüzdeki Yüzyılın Planlaması Mete YARAR

Millet Olmak

Mete YARAR
Mete YARAR

Bazen iyi niyetle cümleye başlıyoruz ardından içinde öyle şeyler söylüyoruz ki biz bile ne kadar büyük bir pot kırdığımızın farkına varamıyoruz. Söz meclisten dışarı diyerek bunu en iyi anlatan bir hikayeyi aktarmak isterim.

Büyükşehirde yaşayan ağa bir gün köyüne geri gelmiş. Gelir gelmez de köylerde yaşayan insanları bir araya getirecek bir yemek organize etmek istemiş. Yanlarında çalışanlara mükellef bir sofra için hazırlıklar yapmalarını emretmiş. Aşçılar günlerce uğraşarak mükellef bir sofra hazırlamışlar. O gün geldiğinde onlarca insan yer sofrasının etrafında oturmuşlar.Yemeğe başlamadan öncede birbiri ile sohbet etmeye başlamışlar.

Ağa hiç kimsenin yemeğe başlamadığını görünce ortaya seslenerek “Dostlar neden yemeğe başlamıyorsunuz” diye sormuş. 

En yaşlı köylü “Ağam adettendir siz başlayın ki bizler de size eşlik edelim.”

Ağa “Dostlar biz her gün yiyoruz, siz buyurun” demiş.

Ortalık buz kesmiş. Önce yaşlılar sonra da diğer köylüler yemeğe ellerini sürmeden yer sofrasından kalkıp gitmişler. Ağanın biz her gün yiyoruz lafını köylüler büyük bir hakaret olarak algılamışlar.

***

İşin özü terörle mücadelede de bazen hiç istemeden öyle hatalı cümleler kuruyoruz ki iyi şeyler yok olup gidiyor. Ortamın gerginliği, terör örgütünün provokasyonları derken sözcükler anlamsızlaşabiliyor. Her söylediğimiz kelimeyi bırakın boğazımızdaki boğumlardan geçerken kontrol etmeyi, bazen aklımıza bile getirmememiz gerekiyor. Köye geri dönmüş ağa gibi olmak istemiyor isek hep orada olmamız gerekiyor.

***

Millet olduğumuzu tekrar hatırlamaya ihtiyacımız olduğu günler bunlar. Bu nedenle de ortak acı ve sevinç kavramını tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Güneydoğuda yaşananları anlatırken de sanki başka bir ülkedeymiş gibi cümle kurmaktan da artık vazgeçmeliyiz.

Aynı masadayız ve aşımızı bölüşeceğiz, aynı milletiz acımız acımız diyeceğiz, yıkılan evleri hep beraber inşa edeceğiz, kırılan kalpleri beraber onaracağız, vatan toprağı için can verenlerin hatıralarına ve emanetlerine beraber sahip çıkacağız. Bunları yaparken de millet olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız.

Çünkü bize bunu hatırlatan onlarca iyi örneğin kötülükler arasında yok olup gitmesine müsaade etmeyeceğiz.

***

İlk mermiyi atma avantajından, karşıdakinin sivil vatandaş olma ihtimali yüzünden vazgeçen yiğitlerimiz için, evindeki buzdolabının üzerine neyi nerede bulacağını yazan ev sahipleri için, kendini kurtarmaya gelecek polisin şehit olacağını düşünerek gelme diyen vatandaşlarımız için, sırtında amcamı veya kucağında çocukları çatışma ortamının dışına taşıyan askerim için, beraber mücadele ederken yaralı polisin üzerine kapanan yiğidim için, her gün bölgeye yemek, mektup ve malzeme gönderen vicdanlı insanlar için, beni arayarak Nusaybin’de yemek pişirmeye gitmek isteyen modern Nene Hatunlar için millet olma özelliğimizden vazgeçmeyeceğiz.

Sevginin, vicdanın ve acının karışımı olan bu günlerde yeniden Çanakkale ruhu ile ayağa kalkacağız.

Kalkacağız ki önümüzdeki yüzyılı planlamaya başlayalım.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Sanki Futbol Maçı İzliyorum Mete YARAR

Hepiniz Oradaydınız

Mete YARAR
Mete YARAR

Şu anda yaşananlara baktığımda sanki bir futbol maçı izler gibi oluyorum. ‘Yönetim istifa’ der gibi ‘Mardin valisi istifa’ diye sesler duyuyorum. Hatta bu sese eşlik etmeyenlerin de ‘Bağırmayan bizden değildir’ sözüyle taciz edildiğini görüyorum. Bu olanlar aslında bir rastlantı değil çünkü bizler  hayatımızı da bir futbol maçı fanatikliğinde yaşamaya çalışıyoruz.

***

Aylarca gol atmış bir forvete ilk gol kaçırdığında ana avrat küfretmeyi seviyoruz. Zaman geçip şampiyon olunduğunda da küfür ettiğimiz adamı omuzlara alıp gezdiriyoruz. Söylemesi ayıptır ‘Mardin valisi istifa etsin’ diyenler hangi golü atmadığını bizlere söyleyebilirler mi? Mardin valisi yönetimsel hatalar yapıyor ve bu yüzden istifa etmeli midir? Hiç anlamamış gibi beraber soralım beraber cevaplayalım. Bu soruları da ‘Müşterek Ortak Operasyon’ yapanlar, sahada canlarını vermiş olan şehitlerimiz ve gazilerimiz için soruyorum. Yoksa bu soruları hayata futbol maçı izleyerek bakan bir grup fanatik için sormuyorum.

Şu anda görev yapan sayın vali ne kadar zaman önce göreve başlamıştır ve bu görev süreci Çözüm Süreci’ni de kapsar mı? Benim bildiğim valinin görev süresi bir yıldır. Mardin’le ilgili bir şey söyleme şansımız yok gibidir. Çözüm Süreci’nde de bölgede, Elazığ’da görev yapmıştır. Bu valinin şu anda yaşanan operasyonlarda fiili anlamda bir yetkisi var mıdır? Operasyon şeklini ve hangi tip silahların kullanılacağına vali mi karar vermektedir? Bu soruyu şunun için sormaktayım. Söylenenler odur ki ‘vali tankların bölgeye girişine izin vermemekte, operasyon şekline karışmakta hatta geçmişte sokağa çıkma yasaklarını uygulatmayarak bu yaşanan tabloya sebep vermektedir’.

Öncelikle temmuz ayında yayınlanan bir genelgeyle; valiler operasyon iznini ve sokağa çıkma yasağını vermekte onun dışındaki olayın bir nevi dışında kalmaktadır. Operasyon izni için başvuran makam öncelikle operasyonda kullanacağı silah ve kuvvet miktarını izin başvurusunda belirtmektedir. Bu nedenle ‘vali tankları bölgeye sokmadı’ veya ‘her atışta ondan izin alıyorlar’ deyimi çok da yerinde bir suçlama olmamaktadır. Sahada alınacak kararlarda yetkili, müşterek ortak operasyonu yöneten kişi olmaktadır. Burada yöntemlerle ilgili bir sıkıntı olduğu fark edilince de sayın Genelkurmay Başkanı Nusaybin’e gelerek operasyona katılan kişilerle konuşma gereği hissetmiştir. Durumu düzeltmek adına değişiklikler yapılmış ve istenen ilave malzemeyi de ivedi olarak bölgeye sevk emrini vermiştir. Yani ‘tank sokulmadı’ söylemi bana çok da inandırıcı gelmemektedir.

***

‘Vali acaba polisin ve jandarmanın 7 Haziran öncesinde operasyon yapmasına izin mi vermemiştir de bu vahim tablo ile karşılaşılmıştır’ diyenler olmaktadır. Tam burada size bir hatırlatma yapmak istiyorum. 7 Haziran öncesinde Mardin Mazı Dağı bölgesinde bir operasyon yapılmış ve terör örgütü mensupları etkisiz hale getirilmişti. Bu operasyonun ardından yine bazı kesimler operasyon emrini veren valiyi çözüm sürecini baltalamakla suçlamıştı. Sizce bu operasyon emrini veren ve şimdi de vermedi diyen suçlanan aynı vali olmasın sakın. 4 Mart 2015’te göreve atanan ve hemen operasyon emrini veren kişi şimdi çözüm sürecinde kafasını çeviren kişi olarak suçlanıyor. İşte Türkiye böyle bir yer, geçmişin hiç önemli olmadığı ve sorgulanmadığı bir yer. Suçlayanın ahlaken de  hukuken de sorumluluğu da olmadığı bir yerdeyiz. Peki vali operasyonu baltalamak için operasyon merkezine müdahale etmekte midir? Bu konuyla ilgili olarak suçlama ‘polislere, askerlerle konuşmayın diye baskı yaptığı’ şeklindedir. Sorduğum kadarıyla Nusaybin’de küçük dev adam diye ünlenen ilçe emniyet müdürünü oraya atayan kendisidir. Bu atamayı yapan kişinin sahayı baltalamak istemesini açıkçası çok da anlamlandıramadım.

Bir sorun olduğu kesin, en sorumsuz ve masum olanlar da sahada canını ortaya koyan asker ve polisler. Çözüm süreci dahil olmak üzere bütün olanları tribünden izleyenlere şimdi sormak istiyorum. Biz söylerken barışı engellemekle suçladınız şimdi de gerçekleri söylediğimiz için neyle suçlayacaksınız. Hiç lafı kıvırmayın ister top oynayan, ister yönetici ister taraftar isterseniz televizyon başında olun hepiniz oradaydınız kardeşim. Hepimiz oradaydık…
Bence doğru slogan ‘Mardin Valisi istifa’ yerine ‘Böyle taraftar olacaksanız siz taraftarlıktan istifa edin’ olmalı. Çünkü kime gol attığınızın farkında bile değilsiniz. Sloganla hala sorunun çözüleceğini düşünüyorsunuz. Bu maç değil ve sonunda kaybettiğimiz üç puan yok. Yitip giden canlarımız var. Biraz daha ciddi olun.

Sorumlu kimse onu bulalım ve hep beraber düzeltmeye çalışalım. Bu hayat adam asmaca oyunu değil. Yaşadığımız sürecin adı ‘hayatta tutma’ olmalı. Bu da önce taraftar psikolojisinden çıkmakla olacaktır.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

Virüs Benzeri Terör Mete YARAR

Mete YARAR
Mete YARAR

Bana bir çok ortamda 7 Haziran sonrasında başlayan terör olaylarındaki artışın nasıl engelleneceği konusunda ne yapıldığı soruluyor. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum…

Yeni terör sarmalını Ebola virüsüne benzetebilirsiniz. Bir ülkede böyle bir virüs yayıldığında neler yaşanıyor ise bu yeni terör konsepti ve sarmalı karşısında da aynı şeyler yaşanıyor. Öncelikle bu hastalığın ne olduğu ve nereye saldırdığı araştırılıyorsa, terör olaylarında da şu anda aynı şeyler yapılıyor. Terörün teşhisi yapılırken neyi amaçladığı da bulunmaya çalışılıyor. Maalesef terör örgütünün neyi amaçladığı konusunda ülke içinde bir konsensüs sağlanmış gözükmüyor. Terördeki bu artışın nedenini kimisi çözüm sürecinin bitirilmesine bağlıyor kimisi başkanlık seçimiyle ilişkilendiriliyor. Kimisi de Suriye ve Irak dahil olmak üzere bölgenin yeniden şekillenmesinin bir sonucu olduğunu söylüyor. Açıkçası teşhis konulamadığı için de terör sorununa, tespit edilemeyen hastalıklarda olduğu gibi antibiyotik tedavisi uygulanıyor.


***

Terör, aynı virüs gibi direkt öldürmeye gücü yetmeyeceği için hayati organlara saldırıyor. Ankara’nın göbeğinde bombaları ardı ardına patlatarak da bu isteğine ulaşmaya çalışıyor. Vücut direnç göstermesi gerekirken bir anda sistem güçsüz düşmeye başlıyor. Aynı bizde olduğu gibi her bombanın ardından daha güçlü bir direnç göstermemiz gerekirken iyice içimize kapanıp kamplara bölünüyoruz. Bu yazımı yazarken İstiklal’de yine bomba patlıyor ve yine konuşulması gerekenler konuşulmadan kriminal konulara dalıyoruz. Biz kriminal olayları tartışırken birileri hayatta kalmaya çalışıyor ve görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Aynı Ebola’da olduğu gibi bütün birimler kritik merkezlere adamlarını gönderiyorlar. Hastanın hayatta kalması için maddi ve manevi bütün gayretler gösteriliyor.

Çeşitli ülkelerdeki birçok terörle mücadele merkezine hem Emniyet teşkilatından hem de Silahlı Kuvvetlerden eğitmen seviyesinde tabiri caizse ulaklar gönderilmiş durumda. Bunlar sistemi yerinde inceleyerek Türkiye’ye adapte edilecek konuları tespit ederek öğrenmeye çalışıyorlar.

Ayrı bir eğitmen ekip çatışma bölgelerinde bulunarak yaşananları gözlemlemeye çalışıyor ve bir küçük ipucundan doğru çözümün ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Her bölgede teröristlerin uyguladığı şablon tespit edilmeye çalışılıyor. Bu şablon üzerinden çözümler üretiliyor. Çatışma bölgelerinde personelin kendi başına bulduğu iyi bir nokta kayıt altına alınarak diğer ekiplere iletmesi için eğitim merkezlerindeki personele aktarılıyor. Bu çalışmaların bir kısmına gözlerimle şahit olduğum için çalışmanın temposunun inanılmaz olduğunu söyleyebilirim. Eğitim merkezlerindeki personel gelen bir uygulamayı kendi elleriyle kurdukları küçük eğitim alanlarında test etmeye çalışıyorlar. Amaç sahadaki personelin hayatta kalmasına yarayacak bir metodun tespit edilmesi.

***

Birbirinden farklı konseptlerde eğitilen güvenlik personeli ortak eğitim havuzları kurarak bilgi paylaşımlarında bulunuyorlar. Özel Kuvvet Komutanlığı, Dağ ve Komando Okulu, Jandarma Birlikleri, SAT ve SAS birimleri, Polis Özel Harekat unsurları birbirlerine eğitmenlerini göndererek farklı bakış açılarından yararlanmaya çalışıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi eğitim merkezlerinde küçük birer şehirler kurularak bütün modeller burada denenmeye çalışılıyor. Yurt dışına gönderilen ekipler, teknolojik olarak bütün sistemleri yerinde inceliyor ve insan hakları kısıtlamaları değerlendirilerek direkt alımlarla malzemeler satın alınmaya çalışılıyor. İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombaların yüzlerce misli her gün farklı şehirlerin içinde patlamaya devam ediyor. İstanbul da patlayan bombanın daha fazlası aynı gün Nusaybin’de patladı ve üç güvenlik görevlisi şehit oldu. 40’a yakın personel ise yaralandı. Maalesef terör sivil vatandaşlarımızı Güneydoğu’da evine sokmazken batıda evinden çıkmamaya zorluyor.

Kaynak:
Kategoriler
Güncel Haberler

PKK’nın Suikast Listesinde İlk Sırada Kim Var Mete Yarar

Hayat isterse insana hikaye de, masal da, isterse roman da yazdırır. Aslında hepimiz aynı şekilde teste tabii tutuluruz; kimimiz bundan ders çıkarır roman yazar, kimimiz ise masaldaki gibi dere tepe düz gider dönüp baktığında ise sadece bir arpa boyu yol gittiğinin farkına varır. Hayat yaşadıklarımızdan ders çıkartanlarımız için daha anlamlıdır. Bu dersi çıkarmak içinde illa ki bizlerin yaşaması gerekmez, başkalarının yaşadıklarından da anlamlı mesajlar alınabilir.

Bazen ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı da ayna gibi olan insanlar bize öğretir. Kendimizi görmek için nasıl durgun suya bakıyorsak ruhumuzu görmek içinde  karşılıksız vermeyi başaran ruhu temiz insanların gözlerinin içine bakmak gerekir.

Dervişlerin neden kendilerini bulmak için çok gezdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Kendini bulmanın son demi sanırım doğru insanların gözünün içine bakmak.

Meslek icabı çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Görev yaptığım dönemde de öyle fedakar insanlarla tanıştım ki onlar bana yerimi hep hatırlattı. Benden kıdemli bir abimle uzun bir görev yürüyüşüne çıkmıştım. Onlarca kilometreyi dağda yürüdükten sonra merkeze beraber dönmüştük. Gerekli kontrolleri yaptıktan sonra onlarca saat ayağımıza yapışan botları çıkarmaya başlamıştık. Kendi botumu çıkardıktan sonra bir anda gözüm abimin sol ayağının tabanına takıldı.

-abi ayağın diyebildim. Ayağının altı bir santim kalınlığında bir kan kütlesi ile kaplanmış ve ödem yapmış dedim.

Başını hafifçe aşağıya doğru eğdi ve ayağının tabanına baktı. Eliyle tabanına dokunup bana döndü.

-Mete , ayağımın tabanını hissetmediğim için bu devamlı oluyor dedi. Yıllar önce topuk kopartan mayınına bastım. Ayağımın tabanını o yüzden hissetmiyorum dedi. Uzun yürüyüşlerde tabanımı hissetmediğim için bu ayağımın üzerine daha fazla basıyorum ve daha fazla hasar meydana geliyor dedi. Diğer ayağının altındaki su toplayan yerlerle ilgilenmeye başladı.

Bir anda ayağımın altındaki yaraların hiçbir anlamı kalmadı, tekrar çorabımı ve botumu giyip odadan çıktım.

Görevden ayrıldıktan sonra Sınırsız ve Şahit Olun programları  için Güneydoğu Anadolu bölgesini tekrar gezdim. Bir derviş misali o temiz yürekli insanların gözlerinin içine baktım. Bir kez daha yazılacak onlarca roman olduğunun farkına vardım. Bitmeyen bir kitap misali hayat bizi terbiye etmeye devam ediyor dedim.

Şehirleri gezerken hem askerin hem polisin hem de o çatışma bölgelerinde yaşayan insanların gözlerinin içine bakma onuruna eriştim. Aslında bir müddet sonra kafamı kaldırıp onların gözlerinin içine bakamadım.

Şırnak’ta adını vermeyeceğim bir güvenlik görevlisi ile tanıştım. Başından itibaren alçak gönüllü davranışlarını ve gözü kara cesaretini gördüm. Ben ordayken de çoğu kişinin göze alamayacağı işler yaptığını fark ettim. Ben bölgeden ayrıldıktan sonra da yaptıklarını uzaktan takip etmeye çalıştım.

Her çatışmada ilk safhada olduğunu , başkalarının yara diye rapor alıp gittiği yaralanmalarda kendini tedavi edip göreve devam ettiğini gördüm ve duydum. Son altı aydan beri kaç defa yaralandığı ben bile sayamadım diyebilirim. Bir çoğunu zaten yaralanma saymadığı için tedaviye bile gitmiyordu.

O ve arkadaşları çatışma alanında ya ilk var olanlar ya da ilk gelen takviye ekibi içindeler. Mayına basan  veya roket atılan araçlardan yaralıları da şehitleri de ilk çıkaran çoğunlukla o ve ekibi oluyor. Yaralıları çıkartırken de saatlerce çatışan yine hep  onlar..

Bu kadar gözü kara bir ekip lideri olunca da PKK terör örgütünün suikast listesinde ilk sıraya yerleşiyor. Ankara durumu fark edip kendisini hemen başkente acil kodlu mesaj ile alıyor. İşte gerçek bir liderden bekleneni tekrar yapıyor.

Ankara’ya gidiyor ama yeni atandığı rahat masasına oturmak için değil, araya torpil koyup atama emrini iptal ettirmek için . İki gün uğraştıktan sonra Ankara’dakileri ikna edip tekrar görevinin başına dönüyor. Şimdi O ben bu yazıyı yazarken yine ismini bilmediğim bir mahallede ekibiyle beraber çatışıyor.

Diyarbakır Sur’da gözünün içine bakamadım ama yüreğinin büyüklüğüne şahit olduğum bir vatandaşımızdan da bahsetmeyi görev kabul ederim. Sur’daki barikatların kurulmaya başlandıkları ilk günlerde PKK terör örgütü kendisine biat etmeyen ailelerin evlerine saldırmaya başlamıştı. Onlarca aile evlerinden alabilecekleri malzemeyi alıp kaçar gibi gitmişlerdi. Kalan ailelerin evleri önce silahla taranmaya ve yakılmaya başlanmıştı.

Bir gece 155 polis hattı arandı. Telefondaki ses evlerinin etrafının terör örgütü mensupları ile sarıldığı ve ateş altında olduklarını ve  evlerinin molotoflarla yakılmak istendiğini söylüyordu. Çocuklarını ve eşini banyoya gizlediğini anlatıyor ve polisten yardım istiyordu. Ateş sesleri altında telefonu kapatıyordu.

Polis ekipleri bölgeye hareket ederken polis 155 ‘in telefonu tekrar çalıyordu. Arayan aynı kişiydi. Sesi daha sakin geliyordu.

-Ben düşündüm isterseniz buraya gelmeyin. Burada çok fazlasıyla barikat ve patlayıcı döşenmiş durumda. eğer polisler buraya girmeye çalışırsa onlarca şehit verebilir. Ben hakkımı helal ediyorum buraya gelmeyin.

Hattın ucundaki polis bu konuşma karşısında donup kalıyordu.

Şimdi ben bu vatandaşımın gözünün içine nasıl bakabilirim. O gerçek anlamda “Survivor” ( hayatta kalmaya çalışırken) olurken, yaptığının hiç reyting almadığını ona nasıl söyleyebilirim. Benim için her şeyinden vazgeçen yiğitlerin adının istatistiklere dönmeye başladığını onların gözünün içine bakmadan nasıl anlatabilirim. Hatta onlar kendileri için “Survivor” lık yapmıyor bizim için yapıyorken..

Ben dervişim ve kendi adıma romanımı yazdım. Onların büyüklüğü ve fedakarlıkları karşısında ne olduğumun farkına vardım. Ya …..

Kaynak:
Kategoriler
Genel Haber

Bordo Bereliler Kimdir?

Öncelikle resmi isimleri özel kuvvetler komutanlığı‘dır.

Bu komutanlık bünyesinde 4 farklı birim bulunur. bunlar: a timleri,b timleri, mak timleri ve dak taburudur. dak taburunun işi sadece doğal afetlerde arama-kurtarma yapmaktır. yani bir nevi akutun askeri versiyonu diyebiliriz. bu taburdakiler, kağıt üstünde özel kuvvetler komutanlığına bağlı olsa da arama kurtarma dışında bir iş yapmaz ve dolayısıyla bordo bere de takmazlar. çünkü özel kuvvetler komutanlığının mottolarından birisi “bordo bere, hak edene” dir.

Bu entrymizde dak taburu dışında kalan 3 birim anlatılacaktır. yani a,b ve mak timleri.
(c timleri de var diye mesaj atan arkadaşlar olmuş, c timleri özel kuvvetler yapılanmasında bulunmamaktadır. eskiden jöh timlerinin yapılanması a-b-c timleri şeklindeydi, sanırım onlarla karıştırdılar.)

Bu 3 farklı birim de gönüllülük esasıyla özel kuvvetlerde görev yapmak üzere başvuran personel arasından seçilir. şimdi gelelim bu timleri açıklamaya:

B timleri: uzman çavuşlar ve astsubaylardan oluşur, timi bir subay ya da astsubay komuta eder. suriye sınırı, güneydoğu gibi bölgelerde görev yapan bordo berelilerin büyük çoğunluğunu bu timler oluşturur. 3,5 – 4 yıl süren uzun ve kapsamlı bir eğitimden sonra göreve başlarlar. aldıkları eğitim son derece yoğun ve bitirilmesi zordur.

A timleri: sadece subay ve astsubaylardan oluşur. aldıkları eğitim, b timlerinin bir kaç gömlek üstünde ayrıca oldukça yoğun ve zorludur. yurt dışı nokta operasyonları, düşman gerisine sızma, gayri nizami harp, istihbarat gibi işler için yetiştirilirler.

MAK timleri:
Muharebe Arama Kurtarma yani kısaca mak olarak adlandırılan bu timler, özel kuvvetlerin de en özelleridir. özel kuvvetler komutanlığında a ve b timleri içerisinde görev yapan personel arasından özel olarak seçilirler ve asli görevleri adları üstünde muharebe sahasında arama kurtarma yapmaktır.
yani diyelim ki düşman bölgesinde vurulan uçaktan bir pilot atladı ama düşmanla çevrili bir bölgede tek başına kalakaldı, ya da farklı bir senaryoda yaralı bir asker düşman bölgesinin içinde kaldı. işte bu noktada bu abiler devreye giriyor, bi şekilde bölgeye girip yaralı ya da esir personeli alıp geri geliyor. bu nedenle hepsinin paramedikal seviyede tıbbi bilgisi de bulunur. Sayıları çok az olmakla birlikte, nato yarışmalarında türkiyeye birincilikleri getiren abiler bunlardır. Yine bu timler, 2006 yılında yunan f16sıyla çarpıştıktan sonra fırlatma koltuğuyla atlayıp kurtulan f16 pilotumuzu; iki tim dolusu ve tam teçhizatlı yunan sat komandolarının elinden cinfikirli bir astsubayımızın sayesinde silah kullanmadan ‘bir şekilde’ alıp türkiyeye getirmişlerdir.

Toplam eğitimlerinin 5 yıldan uzun sürdüğü rivayet edilir ve bundan dolayı sayıları da çok azdır.

Özel kuvvetler komutanlığının hiç şehit vermediği gibi söylemler tamamen şehir efsanesidir. komutanlığın girişinde özel kuvvetler şehitleri anıtı bulunur.
1974’ten bu yana, 24’ü malatyada düşen kargo uçağında olmak üzere 96 bordo bereli şehit düşmüştür. ilk şehit kıbrıs barış harekatında verilmiştir, son şehit ise 2012 yılında şemdinlide şehit düşen uzman çavuş seyit yalçındır.

Hepsi öyle 2mt boyunda herkül gibi adamlar falan değiller tabiki ama fizik,kondisyon, atışlarını vs. gördüğünüzde “bunlar insansa biz neyiz” diye sorarsınız kendinize. örnek için şehit selçuk paker
iyi bir askerde olması gereken bütün bu özelliklerin yanı sıra sosyal ve kültürel anlamda da ‘farklı’ olduklarını hissettirirler. yoga yapanı da vardır, modern danslara merak salanı da.

Burada yazdıklarım internette doğru kaynaklarda yapılacak bir aramayla bile bulunabilecek şeyler.
ancak ben buradaki asıl sorunu, insanların doğru kaynağı adeta bir kaynak çöplüğüne dönen internet ortamında diğerlerinden ayırt edememesi olarak görüyorum. umarım açıklayıcı olabilmişimdir.

edit:
17 ekim 2015 tarihi hakkari ikiyaka dağlarında yürütülen operasyona destek için çağırılan bordo berelileri taşıyan helikopterin iniş için tepeye yaklaştığı esnada helikoptere açılan ateş sonucu yarbay ihsan ejdar, astsubay turgay topsakaloğlu ve astsubay samet çakır şehadet mertebesine ulaşmıştır.
ve malesef 17 ekim 2015 itibariyle özel kuvvetler komutanlığının vermiş olduğu şehit sayısı 99’a çıkmıştır.

edit2: 17 ekim 2015’te hakkari’deki saldırıda ağır yaralanan üsteğmen ünal darboğaz, malesef 18 ekim 2015 sabahı şehadete ulaşmıştır.

edit3: kasım 2012’de şehit düşen seyit yalçın’ın tim arkadaşları, sadık aparangil ve caner çelik 4 kasım 2015’te hakkaride girdikleri çatışmada, üstlerine atılan el bombasının etkisiyle kayalıklardan düşerek şehadet mertebesine ulaşmışlardır.
allah mekanlarını cennet etsin.

edit4: 23 ocak 2016’da cizre ilçe merkezinde meydana gelen çatışmada yaralan özel harekat polisini çatışma bölgesinden çekmek için gönderilen özel kuvvetler timinden topçu üsteğmen uğur taşçı yaralı polisi taşıdığı esnada keskin nişancı tarafından vurulmuş, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede malesef kurtarılamayarak saat 16.20 sularında şehadete ulaşmıştır.
allah ailesine sabırlar versin

malesef edit 5: 30 ocak 2016 saat 06.00 sularında diyarbakır sur ilçesindeki çatışmada ağır yaralanan piyade uzman çavuş selçuk paker malesef kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak aynı gün saat 15.30’da şehit düşmüştür.

Kaynak: